BİZİMGİBİLER İÇİN ÖĞRETİLER

• 12/5/2009 - veeee Fikret Mualla !

Fikret Mualla SAYGI



Başının döndüğünü fark ettiğinde ne kadar içmiş olduğunu
kestirebiliyordu az çok. Başını yukarı doğru kaldırmaya her
çalıştığında kendini sanki bulutlarla arasında hiç bir espas kalmamış
gibi hafif ve boşlukta hissediyordu.Yer çekimine meydan okuyordu adeta
boşluktaki bedeni. Başı döndükçe dönüyordu.
Bir daha...
Bir daha...
Derin bir sessizliğin kapladığı oda, sanki yerinde durmuyordu. Gerçi
dünya onun etrafında da dönmüyordu ya. Düşünceler ve anımsayışlar
ekleniyordu; her şeyi bu kısa ana sığdırmak isteyen ve artık
dayanılmaz bir rahatsızlık veren belleğine. Sırası geldikçe aklında
sabitleniyordu yalnızlığı, parasızlığı, açlığı, göz ardı edilmişliği,
hüzünleri, gerçekleştiremedikleri, memleket hasreti ve doğup büyüdüğü
o ev. Oysa bu ev ne kadar da soğuktu. Ya da şimdi ona öyle geliyordu.
Hafif silkeleniyordu mide bulantısıyla. İyi gelmişti bu titreme;
dağıtıyordu bu yersiz anımsayışları. Hem neden içmişti o kadar içkiyi
ki? Anlaşılan yine sarhoş olamamıştı. Gerçi biliyordu da. Ayağa zar
zor kalktığında, ayakta durabilmenin verdiği güvenle kendini biraz
güçlü hissediyordu... Çok sürmeden, rahatlık veremeyecek kadar eskimiş,
eski kokusunun sindiği ve boya izleriyle canlı gibi görünen o koyu
renkli kadife koltuğa yığılıverdi. Yine direnci kalmamıştı hayata
karşı. Ne çok şey anımsıyordu bu gece. Unutmak için içmişti oysa.
İçmekle unutulamayacak bir gece geçirmişti anlaşılan; değişmeyecek
gerçeklerden kaçarken. Kendine daha da çok yaklaşmışken. Kendisi
kalabilmişken. Benliğini istem dışı düşünce yığılmalarından aldığında,
sarhoşluğunun gevşettiği göz kapaklarını zorlayarak karşısındaki boş
tuvale bakarken buldu kendini...
Uzun uzun...
Uzun Uzun...
Her şey yeniden başlayacaktı. Hüzünler ve umutlar o
tuvalde birleşeceklerdi. Bunu görebiliyordu. Dünyanın o inkar edilemez
tekabülatlarındaki dengesini kuracaktı. Kırmızı ve turuncularla
canlanan ve umutlanan figürler, sarılarla daha da uçlara çıkacak,
mavilerle, grilerle gölge altında kalacaktı belki. Ama bir umut vardı;
gölge altında da olsa. Umut hep olacaktı hüzün var oldukça. Hikayesi
belliydi. Kahramanları da. Ve o an gelmişti. Neydi ona bu geceyi
yaşatan şey? Zorluyordu belleğini. Zorlamak ne zor şeydi. Bir bistro.
Evet ! bir bistro idi.
İki kadın bir adam oturmuşlar masada, birbirinden bîhaber. Adam
diğerlerinden farklı idi. Ne akıl almaz bir enerjisi, ne kadınlara
karşı bir alakası, ne de bitmek bilmeyen bir içkisi vardı. Yabancı
değildi bu adam. Aynaya bakarcasına titremişti. Nasıl da aynalaşmıştı.
Artık resimde arıyordu teselliyi. Yeniden başlıyordu...



Değersizliğin kıyısında bir ruh:

Yıkıcı bir şeydi en değer verdiğin, sıkı sıkıya
bağlandığın sanatının değer görmemesi, garipsenmesi, dışlanması.
Yaşamıştı bunu Fikret Mualla. Bu yüzden kopmuştu doğup büyüdüğü
İstanbul'dan. Ailesi'nden kalan miras da tetiklememiş değildi hani.
Hayal kırıklığı yaşamış, umduğunu bulamamıştı. Oysa resimleri, cesur,
öznelleşmiş renkleri ve klasik dışı, kendine has desen anlayışıyla
çağdaş ruhun modern bakış açısıydı. Duygularının aracı olmuştu
resimlerindeki imgeler; bütünleşmişti. Gerek konuları gerek de
konularının geçtiği mekanlar ve bu mekanları süsleyen figürler,
geçerliliğini öylesine koruyorlardı ki sadece biçim olarak değil
toplumsal yanlarıyla da hala güncel ve diridirler.





Nesnelleşmiş duyguların bir yansıması:

Barlara veya kumar oynanan o kompleks eğlence mekanlarına olan
duygusal bağlılığı, onun resimlerine derinlemesine işlemiştir. Birçok
resminde bunu konu olarak ele almasıyla, bu duygusal alışverişi
görünür kılmıştır. Yaşamla kurduğu bağın (yaşantısal yanının) en somut
nesnesine dönüştürdüğü bu eşsiz eserler (bar ve eğlence mekanları
konulu resimlere hitaben) Fikret MUALLA sanatının en açık ve öz
belgesi niteliğiyle izleyicileri kendi yaşamına dair bir yolculuğa
çıkarmaktadır.
"Bistro" da bu resimlerden biridir. Eserin şu anda kimde
olduğu net olarak bilinmemektedir. Sadece özel koleksiyonda olduğu
bilinmektedir.Resimde (baskıda) bariz çatlaklar gözlemlenmektedir.
Bistro kelimesi; taverna, küçük bar, daha geniş
kapsamıyla eğlence mekanı anlamına gelmektedir. Fikret Mualla, fazla
içki içen bir sanatçıdır. Gününün büyük bir bölümünü, gece hayatının
en fütursuz şekliyle görüleceği, birbirinden farklı insanların bir
araya geldiği bu mekanlarda geçirirdi. Fikret Mualla için hayatta
kaçınılmaz iki zevk vardı; içmek ve resim yapmak.
Fikret Mualla'nın kendine has bir desen anlayışı vardır.
Çizgiler resme ayrı bir heyecan katmaktadır. Resimde çizgileri
kaldırdığımız zaman figürler mekanla adeta birleşmektedir. Bu nedenle
çizgiler resimde, mekanla figürler arasında ayırıcı bir görev
üstlenir. Bunu yaparken de resme bir lirizm katar. Resimde her biçim
kesindir ama ayrıntı yoktur. Figürler birbirine değmez; arada boşluk
vardır.
Sanatçı bu resminde mavi, kırmızı-turuncu ve grilerden
oluşan bir armoni kullanmıştır. Kontrastlıklara dikkat edilmiştir.
Fakat bu kontrast etki, sanatçının diğer resimlerindeki kadar sert
değildir. Renklerin şiddeti, ara tonlarla azaltılmış ve yerinde
kullanılan ara renkler, armonideki uyumun sağlayıcısı olmuştur.
Renkler, psikolojik olarak kullanılmıştır. Resmin arka planını
oluşturan kirli sarı, arka planda bir ışık yaratmanın yanı sıra,
kederin ve üzüntünün somut bir lekesi olarak durmaktadır. Bu etki,
teknik olarak ön ve arka plandaki renklerin etkisini daha da
arttırmakta, içeriksel olarak ise, resmin psikolojisini
desteklemektedir.
Ortadaki figürün üzerindeki kırmızı renkler, hareketlendirici bir
etkisi olmasından dolayı şehevi etkiler uyandırmaktadır. Aynı zamanda
figürün üzerinde çalkantılı ve huzursuzluk gibi bir hava
oluşturmaktadır. Figür, duruş itibarıyla böyle bir hava vermese de
taşıdığı kıyafetin rengiyle rol ve gerçek kavramlarının simgesel
anlatımı(irdelemesi) gibidir adeta.En öndeki mavili figürde gerek
duruşlarıyla, gerek renkleriyle ortadaki figürün aksine bir dinginlik,
düşünceli bir duruş ve içe yöneliş hissedilmektedir. Diğer kadın
figürünün aksine bir kabullenmişlik söz konusudur. Artık rol yapmıyor,
gerçekleri oynuyordur.
Fikret Mualla Fovist bir renk anlayışını kullanmıştır. Her renk
koyusundan açığına, içinde farklı renkler barındırır. Öndeki figürde
bunu görmekteyiz. Fikret Mualla çizgiler ve renkler arasında kendine
özgü bir ilişki kurar. Renkler istediği koyuluğa çizgilerle ulaşır.
Resimde sıcak renkler sadece arkada ve ortadaki figürde
kullanılmıştır. Bu durum ortadaki figürün etkisini arttırdığı gibi
soldaki mavili figüre de dikkati çekmektedir. Resmin sağ ve sol
üsttündeki mavi renk ise iyi bir denge oluşturmakla birlikte,
renklerde hiç bir bayağılığa ve abartıya gidilmemiştir.
Resim kapalı bir mekandır. Bu nedenle yapay ışık kullanılmıştır. Net
olarak bir ışık kaynağı vardır diyemeyiz. Burada ışık sembolik olarak
kullanılmıştır. Ve ışığın etkisi ortadaki figürde yoğunkluktadır.
Resimde açık kompozisyon kullanılmıştır. Bardaklar ve şişeler hariç
tüm figürler ve mekana ait öğeler, dışarı taşmıştır. Yorumlanmış bir
perspektif vardır. Resimde en önde mavili figür, orta planda kadın ve
adam, en arkada ise küçük bir masa ile üç kademeli bir derinlik
oluşturulmuştur. Bu kademe, ton olarak da açık-orta-koyu şeklindedir.
Sanatçının kendine özgün bir mekan anlayışı vardır. Özellikle bar
resimlerinde bize mekanı hissettiren nesneler figürlerle
ilişkilendirilmiştir. Mekanda bar havasını hissettiren nesneler hariç
genel itibariyle zengin bir mekan anlayışı yoktur. Sanatçı, figürlerle
mekanı bütünsel olarak ele almıştır. Bu Fikret MUALLA'nın üslupsal
özelliğidir. Figürler içtikleri mekanla adeta birleşirler.
En başta, o dönem batı sanatının içinde bulunduğu spekülasyonlardan
uzak, kendine özgü ve yaratıcı bir tavır sergilemektedir. Kendine özgü
bir renk ve desen anlayışı vardır. Renkler ve çizgiler arasında
başarılı bir ilişki kurabilmiştir. Çizgilerinde olsun renklerinde
olsun kendini yansıtabilmeyi başarmıştır.
Sanatçının mekanla figürleri ayırmakta titrek çizgiler kullanması da
resimlerinin ayrı bir desensel özelliğidir. Üstte de bahsettiğim gibi
bistrolar, Fikret Mualla'nın sık sık gittiği mekanlar olup burada
sevmediği fakat ayrı da duramadığı kalabalıktan kendine bir yer seçer;
önce bir kadeh içer, sonrada düşünmeye başlar inceden. Fikret Mualla
sosyal bilinçli bir kişiliktir her ne kadar sosyal hayatın içinde
bütünüyle bulunamasa da. Bu yönüyle resim, toplumsal bir içerik
taşımaktadır.
1944'te Fransa'da toplumsal gerçeklik kavramı ortaya çıkmaya başlar.
Resimde aynı masada oturmalarına karşın birbirinden bağımsız figürler
bulunmaktadır. Bu görüntü, görünen gerçek mi? Yoksa aklın ruhun
duygusal yanının yansımasını oluşturmasıyla bağlantılı mı? Buradaki
figürler gerçekten de mutsuz ve bîhaber mi duruyorlardı?
Bar konulu resimlerin geneline baktığımızda 'mutsuzluk' ve 'bihaber'
kavramlarının resimdeki figürlerde nesnelleştiğini görmekteyiz.Bu
durumda sanatçının kendi duygularının bir izdüşümünü oluşturduğu
gerçeğine bizi götürüyor.Yine aynı şekilde bu tip kompozisyonlarda,
ortam gereği gereken hareketlilik yoktur. Aksine bir durağanlık
vardır. Bu, sanatçının ruh hali midir acaba? Figürlerde bir dalgınlık
ve içe yöneliş vardır. Toplumsal bir yabancılaşma söz konusudur.
Toplumsal bir kopukluk...
Resim, bu dünyanın "üretim dünya"sı olmaktan çok tüketim ve eğlence
dünyası olduğunu hatırlatıyor. Ama bu resimde eğlence ya da tüketime
ithafen 20. yy'ın başında ThorsteinVeblen'in bahsettiği gibi,
eğlencenin ekonomiyle birlikte bazı sınıfların sosyal hiyerarşide
kazandıkları önem ve sosyal grupların tüketimdeki kültürel
anlamlarının rolleri göz ardı edilmemelidir.
Eğlence sınıflarının rollerinin kurumsallaştırılması, aslında
Fikret Mualla'nın da Paris'teki yaşamında gördüğü ve bize gösterdiği
hayatın ta kendisidir. Ama o sanki bunu yaparken, toplumsal gerçekliğe
yeni bir şey ekliyor. İnsanlar bu hızlı tüketim sürecinde kendilerine
olan inançlarını, yaşama olan saygılarını, güçlükler karşısındaki
tavırlarını, birbirlerine olan ihtiyaçlarını ve inançlarını da
tüketiyorlardı. Mutsuzlaşıyorlardı. Yalnızlaşıyorlardı.
Fikret Mualla Paris'e gittiği 1939'dan sonra ölümü olan 1967 yılına
kadar Türk kültürü ve eğitiminden uzak bir batı sanatının içinde resim
yapmıştır. Bu nedenle bazı Türk sanatçıları tarafından batı kültürünü
yaşayan ve resmeden, batılı bir sanatçı olarak nitelendirilir. Fakat
sadece Paris'i anlatan resimler yapmamıştır. 1939 yılına kadar Haliç,
mezarlıklar, cami avluları, Ayasofya, Eyüp, yeni harfleri öğrenen
kadınlar gibi konuları ele almış, hatta 1939'da Abidin Dino'nun
yaptığı Türk kahvesinde İstanbul'un çeşitli yerleriyle ilgili bu
resimleri sergilemiştir. Bu dönemden sonra gittiği Paris'te, Paris
görüntüleri, Noterdam Kilisesi, çalgıcılar, kahveler, barlar gibi
mekanları ve figürleri resimlerine konu edinmiştir.
Fikret Mualla her ne kadar hayatının önemli bir bölümünü Avrupa'da
geçirmiş olsa da, oradaki sanat spekülasyonlarından ve çağdaş sanat
akımlarının etkisinden uzak, kendine has resimler yapmıştır.
Resimlerinde bunu görmekteyiz.
Tıpkı Toulouse Lautrec gibi iyi bir gözlemcidir. Barlardaki birbirine
yabancı insanları, kumar masalarında kaybedenleri ve toplumdan bağını
koparmış fütursuzca eğlenen o insanları resmederek bunu dile getirir.
Sanatı veya sanata dair düşüncelerini dile getirmekten çok
resmetmiştir. Ayık kafayla ya da değil.
Fikret Mualla sıkıntılar ve parasızlıklar içinde resim
yapmıştır. Resim yapmak ve içki içmek onun en büyük tutkusudur. Yaşam
boyunca hakettiği değeri ve önemi görememiştir. Kendini ifade etmekten
kaçınmış, içine kapanmış, küstükçe küsmüştür. Bu nedenle yaptığı
resimler ya bir bardak içkiye, ya da bir tabak yemeğe alıcı bulmuştur.
"Acaba resimlerini kendini yenilemek için mi yoksa yaşamını
kolaylaştırmak için mi yaptı?" diye sorabiliriz. Elbette ki aldığı
siparişleri yerine getirerek, para kazanarak resim yapıyordu ama önce
kendi için resmetmeyi, bir parkta yürürken gördüğü anne ve balonlu
çocuğu mutluluğa özlemle resmetmeyi veya biraz sonra yiyeceği meyve ve
sebzeleri de ölümsüzleştirmeyi unutmadı. Kendini yenilemek konusunda
da zayıf kaldığı bir gerçektir. Belki de o resimlerinde tekniğini
değil, gerçeğin ve değişimin ta kendisi olan hayat biçimlerinin
öznelleştiği konularını ve bu konuların içindeki insanları yineledi.
Farklı zaman ve mekanlarda buldu onları. Resimleri, hayatının nedenli
olduğunu ıspatlayan belge olarak kaldı geriye.
Fikret Mualla'nın her ne kadar hiç bir akımın etkisinde kalmadığı
söylense de konu bakımından Toulouse Lautrec'in etkileri görünen
ekspresyonist resimler üretmiştir. Sanat tarihi açısından önemli bir
sanatçı olarak kaynaklarda adından çok kısa bahsedilmekte olan Fikret
Mualla'yı, Türk sanatında bir yere koymak gerekirse, soyut-figüratif
üslupta resimler yapmıştır diyebiliriz.
Ölmek, onun için çok da farklı bir şey değildi. Yaşarken de yalnızdı.
Artık resmedemeyecekti. Sanatçının ölümü de yaşamı gibi oldu. Öldüğü,
son olarak yattığı bir klinikte, yokluğunu tek hisseden oda
arkadaşlarının hemşireye haber vermesiyle anlaşılabildi. Görülen o ki
ölümünün de herkesten habersiz olmasını istemişti. Başardı da.Ama
hiçbir zaman sahipsiz olmadı.
Fikret Mualla, gerek Türk sanatında gerek batı sanatında kendine has
üslubu ve yorumuyla geç de olsa kendini kabul ettirmiş ve hakettiği
ilgiyi görmüştür. Günümüzde birçok koleksiyonda resimleri olan Fikret
Mualla'yı anmak, resimlerini yaşatmak, genç sanatçılara Fikret
Mualla'yı tanıtmak adına sergiler açılmaktadır.


KAYNAKÇA
* BERK, Nurullah : Resim Bilgisi (Varlık Yayınları), İstanbul, 1967.
* BERKEL, Sabri : Fikret Mualla (M.S.G.S.), İstanbul, 1968.
* DİNO, Abidin : Gören Göz İçin Fikret Mualla, (Cem yayınevi),
İstanbul, 1980.
* EDGÜ, Ferit : Albastı Defterleri, Fikret Mualla (YKY), İstanbul,
1995.
* EDGÜ, Ferit : Fikret Mualla, Dostlara Mektuplar (YKY), İstanbul,
1995.
* ELİBAL, Gültekin : "Parisli Türk Ressamları - Fikret Mualla", Kim
Dergisi, İstanbul, 1966.
* EYÜBOĞLU, Bedri Rahmi : Delifişek (Bilgi Yayınevi), İstanbul, 1975.
* KOLOĞLU, Orhan : Fikret Mualla: Bir Garip Kişi (Boyut Yayın Grubu),
İstanbul, 2003.
* TOPUZ, Hıfzı : "Yarının Toulouse - Lautrec'i Fikret
Mualla" (Röportaj) Cumhuriyet Gazetesi, İstanbul, 15.01.1967.
* TOPUZ, Hıfzı : Fikret Mualla (Everes Yayınları), İstanbul, 2005.
* TOROS, Taha : Fikret Mualla (Akbank Kültür Yayınları), İstanbul,
1986.
* ÜRGÜB, Fikret : "Kaybettiğimiz Bir Değer: Fikret Mualla", Cumhuriyet
Gazetesi, İstanbul,
29.08.1967.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!

Hakkımda

GÜNER YENER'DEN SANAT VE SANATCI ÜZERİNE NETDE BULGULAR BU ÇALIŞMANIN HİÇ BİR TİCARİ AMACI OLMAYIP GÜZEL SANATLAR İLE İLGİLENEN ARKADAŞLARA KAYNAK TEŞKİL ETMESİ AMACI İLE YAPILMIŞTIR FARKLI DİSİPLİNLERDE DEĞİŞİK ÖRNEKLERİNİ GÖRECEĞİNİZ SANAT ESERİNİ BLOĞUMDA İZLEYEBİLECEKSİNİZ guneryener@hotmail.com KLASİK SANAT EĞİTİMİ ANLAYIŞINI BİRAZ OLSUN FARKLILAŞTIRABİLİRSEM NE MUTLU BANA, ÇALIŞMALARINIZDA BAŞARILAR DİLERİM

Son yazılar

İki heykeli geri verin
günün sanat haberleri
‘Mavi Senfoni’ kimde
Tiyatro Festivali başlıyor!
Forum İstanbul açıldı
GÖRMEK VE YÜZLEŞMEK
FAZIL SAY KONSERİNDE İZDİHAM
Fazıl Say'a büyük ilgi
Rekor fiyata satıldı
Özgür Sahne’de Karagöz Delirdi
Londra'nın en etkili isimleri arasında 3 Türk
KÜRESEL ÜRE'TEAM
TÜRKİYEDE BİR İLK HALK SEVDİĞİ EMEKÇİNİN HEYKELİNİ DİKTİ‏
TUYAP/ 18. İstanbul Sanat
Başlıksız
İ N S A N V E D E L İ L İ Ğ İ
ÖNCE İNSAN SONRA BAŞKAN
Victoria ve Albert Müzesi’nden Dünya Seramiği’nin Ba
ÇİZGİDEKİ IŞIK SERGİSİ
Başlıksız
VANDANA SHIVA GDO'YA HAYIR PLATFORMU'NUN KONUĞU OLARAK İ
VANDANA SHIVA GDO'YA HAYIR PLATFORMU'NUN KONUĞU OLARAK İ
Geçmişten Günümüze DANS ve BALE - 1
Geçmişten Günümüze DANS ve BALE - 1
veeee Fikret Mualla !

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS
desen plastik sanatların namusudur
desenler
ressam
biyografi
eserlerimden örnekler
desen örnekleri
SERAMİK
uğraşmış arkadaşımız
GÜZEL FOTOĞRAFLAR
NÖBETCİ ECZANEYİ BURDAN BULABİLİRSİNİZ
ZAMANI OLMAYANLARA ÖDEVLERİNDE YARDIMCI
FOTOĞRAFI TADDILAR

Kategoriler

Arkadaşlar

antigone1
polyanna
habipaltiok
guneryener
oturanadam
sahildekibank
bizimada
gulerresim
1sonsuz3
sanategitimi
meleklerimizvebiz
gezenti
mehmet iren
İ.Gazi Özbey
s felsefeci
aylinindunyasi
ziranbula
satiyorumsaaattim
GÜVEN AKBULUT
kalliste
tulipanigratulipanigra
kenanyucel
pigafetta
okulderslerim
umutkuslari
Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
Son Sayfa | Sonraki Sayfa

Sitetistik