BİZİMGİBİLER İÇİN ÖĞRETİLER

• 7/3/2007 - BİR KÖY EĞİTMENİ

Kategori: kose yazilari

 

ÇOK HOŞUMA GİDEN BİR YAZI  DAYANAMAYIP ÇALDIM   ;)

 

Türk Devriminden sonra 1936 yılında eğitmenler deneyi uygulamaya konulur.Uygulama Rusya'daki gibi gelişigüzel yapılmaz.Demokratik bir yöntemle ve titizlikle seçilen uygun gençler yedi aylık kurslardan geçirilir ve kendi köylerine yada yakın köylere eğitmen olarak atanırlar.Bu deney çok başarılı olmuş ve eğitmenler mucizeler yaratmıştır.1938 yılında eğitmen kurslarından biride Manisa Horozköy'de açılmıştır.Buradan iki dönemde 200 eğitmen yetişmiş ve Manisa'nın küöük köylerindeki öğretmenlerin sayısı 400 den 600'e çıkmıştır.

                  Beğel köyü'nden seçilen iki adaydan biri Rıza Temeld'dir.Rıza Temel,Hüseyin efendinin medresesini bitirmiş;dini bilgiler ve okuma yazma öğrenmiştir.Harf devriminden sonra yeni yazıyı da öğrenmiştir.Köyde Molla Rıza köylülerin kısaltmasıyla Moldurza olarak bilinir.Sevilen bir ustadır.Köyün terzisidir.Yapıcılık,marangozluk gibi becerileride vardır.Askerliğini bitirdikten sonra köyde yapılmakta olan ilkokul inşaatının ustabaşılığını yaparken Horozköy Eğitmen kursuna seçilir.Kursu bitirdikten sonra 1938 de Beğel köyüne eğitmen olarak atanır.Köyde yaptığı okulda on yıl eğitmenlik yapar.Eğitmenlere yapılan aşırı baskılar sonunda 1948 de eğitmenlikten ayrılır.1907 yılında doğan Moldurza, 1980 yılında aramızdan ayrılana kadar saygın bir çiftçi olarak köyünde yaşar.

 

                  Bir köy çocuğu , bir öğretmen  ve bir yazar olan babamın ağzından ise hikaye şöyle devam ediyor.

                  Moldurza benimde eğitmenimdir.Ben kırk yılı aşkın Öğretmenlik yaptım , öğretmen okullarında çalıştım, binlerce öğretmen yetiştirdim.Rahatlıkla diyebilirimki Moldurza tanıdığım en değerli öğretmendir.Beğel köyünde mucizeler yaratmıştır.Kendisini saygıyla anıyorum.

 

                 Babamın yazmış olduğu Eğitmenler kitabında bütün çalışmaları anlatmış.Daha ileri zamanlarda Eğitmenlerin eğitim çalışmaları ve programları hakkında detayları anlatacağım.Üzücü olan şuki 2007 yılında 1936 larda yapılan bu eğitim programının çok gerilerinde olmamız.Eğitim aksaklıklarımız hala yanlış sistemlerle eğitiliyor olmamız aslında günümüzde çıkan birçok sorunun temelini oluşturuyor.Artık bir eğitim devrimi yapılmalı ve Türkiye genç kuşaklarla bütün sisteme karşı çıkabilecek güçlü,özgür ve eğitimli olarak yetiştirilmelidirler.

Herkese saygılarımla...

ALINTIDIR

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 5/3/2007 - HOCADAN RESSAM OLMAZ Yahşi Baraz

Kategori: kose yazilari

HOCADAN RESSAM OLMAZ
Bizde dünyada olmayan bir şey var. Hem akademide hoca, hem de ressam olan kişiler ortaya çıktı. Esas ressam atölyesini dışarda kurmuş olandır. Yabancı müzeciler bazı büyük ressamlarımızın akademide hoca olduğunu duyduğunda gülüyor!

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 3/3/2007 - AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTİ ?

Kategori: kose yazilari

Tek Kalıplı/Kutuplu Dönüştürülmeye Mahkum Gözüken Müstakbel Bir Avrupa Kültür Başkenti’nin Kültürünün...

Tek Kalıplı/Kutuplu Dönüştürülmeye Mahkum Gözüken Müstakbel Bir Avrupa Kültür Başkenti’nin Kültürünün Dikkate Alınmamış Yanları

Bu yazı çerçevesinde, son aylarda İstanbul şehri gündeminde epeyce ağır basan iki tartışma konusunu bir arada ele almaya çalışacağım: bir yandan zorlu İstanbul Avrupa Kültür Başkenti oluşumu, öte yandan Kentsel Dönüşüm/Kentsel Yenilenme adı altında başlatılan uygulamalar. Ama özellikle ikinci alana genel bir açıdan değil, 1999 sonundan itibaren çalışmalarda bulunduğum somut bir araştırma sahasına gönderme yaparak yaklaşacağım. Bu saha, 4 Şubat 2007’den beri, ilk aşamada taraflar arasında mutabık yıkım ve taşınma şeklinde dönüştürülmeye başlanmış olan Ayazma (Küçükçekmece) mahallesidir.

1) Kültür ve Şehir
Kültür kavramının tanımlanması, her ne kadar gerekli ve yararlı olsa da, çok kolay yapılabilecek bir şey değildir. Kültürü, (gerek ekonomik, gerek kültürel, gerekse sosyal sermayemiz tarafından belirlenen) bulunduğumuz pozisyona göre, çok farklı bir şekilde tanımlayabiliriz. Halbuki, kısıtlı ve zorlayıcı bir kültür tanımına hapsedilmek tehlikelidir. Biz burada, resmii, tescilliii, kurumsallaştırılmış ve kendisini “Kültür” olarak takdim eden/pazarlayan kültürden ziyade, gündelik kültür pratikleriiii, ifadeleri veya şekillerinden bahsetmeyi tercih ederiz.

Bunun yanı sıra, kültürün nesnelleştirilmesi, kaçınmamız gereken başka bir tuzak temsil eder. Mesela göç olayına bakarken, «kültür taşınmasından» bahsetmek, kabul edilemez; zira kültür, coğrafi olarak daraltılabilir veya sınırlandırılabilir bir olgu olarak ele alınamaz. Buna binaen, kültüre ilişkisel, göreceli, bağlamsal ve dinamik bir yaklaşımda bulunmak daha yararlıdır. Bu sayede sık sık bahsi geçen «etnik/millî kültür», bütün çabalara rağmen, «ebedi bir yapı» teşkil etmez. Daha ziyade, zaman içeresinde inşa edilen ve sürekli yeniden yorumlanan/anlamlandırılan kültür/değer sistemleri bahis konusudur. Kültürün nesnelleştirilmesinin başka bir örneği olan, «sefalet kültürü» ya da «gecekondu kültürü» ifadeleri de bize hiç tatminkar gelmiyor .

Keza popüleriv /elit kültürü ikilemi de rahatsız edicidir. Alt-kültür/üst-kültür «kavramları», gerçek/resmi ikilemi gibi, pek verimli değildirler; zira bu ikili kavram sistemleri, terazinin hangi kefesinde olduğumuzu varsayarsak sayalım, genellikle hiç sorgulanmamış bir «değer hiyerarşisi» üzerine kurulmuş bulunuyorlar.

Öyleyse kültür, hem birey ölçeğinde, hem grup ölçeğinde, sürekli yeniden yorumlanan bir «sosyal inşa» ve sosyal inşayı anlamlandırma çabasıdır. Kültür kavramı, bir şekilde hayata katma, diyalog arayışına girme ve nesilden nesile bir aktarma sürecine gönderme yapıyor. Michel de Certeauv çizgisini takip edersek eğer, kültür, günlük hayattaki eylem, pratikleri, stratejilerini ve onların anlamlandırılmalarını kapsar.

Bu bağlamda, (hem sosyal, hem coğrafi anlamda) farklı kesimlerden gelen kişilerin buluşabilecekleri/kesişebilecekleri bir yaşam, üretim ve “alışveriş” odağı olarak tanımlayabileceğimiz şehrin, baştan beri kültürle temel bir ilişkisinin var olduğu inkâr edilemez.

Böylece, kültürün egemen (ticarivi, iktidara endeksli, seçkin) şekillerine girmeden, şehrin kültürü kavramına değinebiliriz. Şehrin kültürü, ilk olarak hoşgörüvii/merak, çeşitlilikviii, bilgi akışı/aktarımı/paylaşımı ve görüş alışveriş imkânını çağrıştırır. Başka bir deyişle, şehrin asıl “artı değeri” kültürdür.

Ama bunun için, başkalarının veya – son zamanlarda sıkça kullanılan bir kavramla ifade edersek - “ötekilerin” kültürünü inkâr etmemek veya aşağılamamak gerektiği açıktır. Mesela, sözde “kaybolmuş/eski İstanbul kültürü”ne atıfta bulunarakix, yeni gelenlerin kültürlerini küçümsemek, yapıcı bir değerlendirmeden ziyade, tamamen sınıfsal bir yargılamadan ibarettir.

2) Kentsel dönüşüm ve kültürün yenilgisi
Ayazma’daki yürütülen dönüşüm, Ankara Dikmen örneğinde olduğu gibi çatışmaları sokaklara taşmamasına ve “yumuşak” bir tarzda yürütülmesine rağmenx, tüm iddiaların tersine, şehir kültürüyle bağdaştırılamaz. Neden?

a) Temizlenmesi gereken mekan, kültürsüz bir mekan olarak yaftalanabilen bir mekan olmadığından: mutevazi bir adacık şekilde olsa bile 20 ve 30 seneden beri bir “kültür birikimi” oluşturuldu orada. Ağaçlar dikildi, bir peyzaj yaratıldı; aynı zamanda yazılmamış bir tarih meydana gelmiş ve sosyal bir hayat örülmüş oldu. Bütün bu “inşaa” süreçleri, bu mekân insanlaştırma ve anlamlandırma çabaları, arsa statüsü ne olursa olsun, hiçe sayılamaz. Yerel emek, yerel özen, yerel bellek, dışardan bilinmeyen yaşam kesitleri yok olma tehlikesi altındadır.

b) Mahallenin yukarısında yoğunlaşmış olan fabrikalar, hiç tedbir almadan kirli sularını mahalleye dökmeye devam ediyor. Çevrenin durumu hiç dikkate alınmadığından dolayı, yapılan kısa vadeli göz boyamadan başka bir şey değil. Öncelikli olarak kalıcı bir çevre dönüşümü yapmadan, herhangi ciddi bir kentsel dönüşüm yapılabilmesi muhtemel gözükmüyor.

c) Şu anda silinmeye mahkum, mahallenin zorlu koşullarına rağmen, yaşlısıyla, genciyle, kadınlarıyla, çocuğuyla, özürlüsüyle, oluşturulmuş sosyal hayat, vaad edilen taşınma mekânlarında - kolay kolay yeniden oluşturulamaz. Komşuluk oluşumları tamamen imha edilmiştir zaten: mahalleden gidenler, gitmek istemeyenler (TOKİ ve Belediye’nin teklif ettiği anlaşmayı imzalamayanlar), konut haklarını satmış olanlar, tapusu olup bekleyenler var... Üstelik, Bezirganbahçe bloklarına taşınanlar küçük apartman dairesindeki geleceklerine dair yaşam fobisine kapılıyor, öne sürülmüş yeni “modern” yaşam tarzına hiç bir zaman uyamamaktan korkuyorlar.

d) Yetkili mercilerden bir kamu görevlisi tarafından Ayazma’nın dönüşümü bir “terörist yuvasının temizlenmesi” olarak takdim edilmiş. Belli nüfus kesimlerini ötekileştirerek/ dışlayarak, şehir konsepti temelinde olan “bir arada yaşama” iddiası tamamen ve fiilen yadsınmış oluyor. “Öteki” damgaları ve korku söylemi üzerinde “medeni” bir toplumun kurulması zor gözüküyor.

e) Taşınanların ekonomik durumlarını gözardı ederek – özellikle uzun vadede borçlarını ödeme kapasitesini düşünmeden – yoksullukla mücadelede hiç bir mucize bekleyemeyiz. Şu bariz ki gecekondudan apartmana transfer süreci, bir anda, söz edilen aileleri “zengin” kılmazxi... Şu anda, konut hakkı olanlarının bir kısmı, haklarını/borçlarını satıp, başka yerlere (kiracı ya da yeni gecekondu sahibi olarak) gidiyorlar. Bezirganbahçe’ye gitmeyecekleri kesin. Böylece, kamuoyuna çoğunlukla yansımadan kapalı kapılar ardında icra edilen spekülasyonlar, çağdaş görünümler ve çağdaşlık söylemlerinin oluşturduğu fasad tarafından perdeleniyor.

Dönüşüm olarak adlandırılan umutsuz apartmanlaştırılma ve uzun vadeli borçlandırma yoluyla, medeniyet teminati verilemiyor. Pislikler arasında olsa bile fiilen oluşturulmuş kamusal alanları parçalayarak, birbirinden kopuk “lüks” siteler ve toplu konut çekirdekleri zuhur ettirerek, bir şehir parodisinden başkasının yaratılması düşünülemez... Eğer “Avrupa Kültür Başkenti” oluşumunu kentsel dönüşümle ilişkilendirersek, şehir kültürünün geri dönüşümsüz kayıplara maruz kalmayabileceği kanısındayız.

-------------------------------------------------------------------------------------------------

i Ayverdi S. (2003), Milli Kültür Mes’eleleri ve Maarif Davamız, İstanbul, Kubbealtı Neşriyatı, 476 s.
ii Özdil N., Cumhuriyet Kültür Politikası ve Sanat, İstanbul, İnsancıl Yayınları, 312 s.
iii Kandiyoti D. & Saktanber A. (haz.) (2003), Kültür Fragmanları. Türkiye’de Gündelik Hayat, İstanbul, Metis, 366 s. Lefebvre H. (1998), Modern Dünyada Gündelik Hayat, İstanbul, Metis.
iv Oktay A. (2002), Türkiye’de Popüler Kültür, İstanbul, Everest Yayınları, 334 s.
v Certeau de M. (1990), L’invention du quotidien. 1. Arts de faire, Paris, folio Essais, 350 p.
vi Bunun sebebiyle, kültürü, turizmden net olarak ayrıştırmamız gerekir. Sırf turizm sektörünün beklentilerine endekslenmiş bir kültür şehri olamaz diye düşünüyoruz.
vii Aynı zamanda, “medeni” olarak tarif edebileceğimiz bir terbiyelik veya adab.
viii “Kültürel çeşitlilik” hakkında eleştirel bir yaklaşıma dair, bak. : Özbudun S. & Demirer T. (2006), Avrupa Birliği ve Çokkültürcülük yalanı, İstanbul, Ütopya Yayınları. Ve : «Çokkültürlülük», Esmer, Şubat 2007, p.31.
ix Bir örnek için, bak. Cumhuriyet, 18/02/2007, s.12.
x En azında Bezirganbahçe’daki bloklara taşımayı kabul edenler için.
xi «Kentsel dönüşüm ile lüks ev sahibi oldular», Zaman, 26/02/2007, s.26.

ALINTIDIR

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 25/2/2007 - İnternette Görsel Kirlenme

Kategori: kose yazilari

Doç. Hasip Pektaş
H. Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi
 
Tarih boyunca insanlar duygularını ifade etmek, fikirlerini ve sorunlarını paylaşmak için farklı iletişim biçimleri kullanmışlardır. Bunlardan belki de en önemlisi ve etkilisi görsel dildir. Son yıllarda görsel dilin yogun olarak yer aldıgı alardan biri ise internet ortamıdır.

İnternet, milyonlarca insanın kullanımındaki dünyanın en yaygın ve en büyük bilgisayarlı iletişim agıdır. Liberation gazetesinin araştırmasına göre Avrupa'da internet kullanıcı sayısı 27 milyondur. İsveç'te nüfusun % 40'ı, Danimarka'da %25'i internet kullanmaktadır. Türkiye'deki kullanıcı sayısı 1.5 milyona çıkmıştır. Temmuz 1999 RIPE istatistiklerine göre İngiltere'de 1.6 milyon, Türkiye'de ise 85 bin internet adresi vardır. Üniversitelerin, araştırma kurumlarının, devlet dairelerinin ve ticari kuruluşların birbirlerine baglandıkları bu agdan yararlananların sayısı her geçen gün biraz daha artmaktadır.

İnternet, içerik ve özellikleriyle özgür bir iletişim ortamıdır. Kullanımı kolaydır, ekonomiktir, yer/alan ve zaman olarak oldukça esnektir. Diger iletişim kanallarına göre hedeflenen kitleye ulaşmada daha başarılıdır. Her istenilen konu istenildigi biçimde sunulabilir, paylaşılabilir.

Gereksiz çerçeve ve zemin renginin karmaşa yarattıgı iki site adresi:
http://www.saglik.gov.tr

Yazı, görüntü ve ses gibi verilerin bilgisayar kullanıcılarına ulaşmasını saglayan bu global agın cazibesine kapılan pek çok kişi web sayfası yapmakta, farkında olmadan bazı görsel kirlenmelere de neden olmaktadır. Eger amaç ilgi çekici, bilgi verici ve görsel yönden etkili sayfalar yaratmaksa, belirli bir tasarım birikimine sahip olmak gerekmektedir. Amatör olarak web sayfası yapmak isteyenlerin önünde şüphesiz herhangi bir engel yoktur. Fakat görsel kirlenmeyi en aza indirmek baglamında bazı ilkeleri ve önerileri dikkate almalarında yarar vardır.

Bilgi tasarımının önemi giderek artmaktadır. İyi bir planlama ise her tasarımın temel koşuludur. Amaca uygun olarak derlenmiş bir bilgi, dogru düzenlenir, iyi sınıflandırılır ve etkili şekilde sunulursa alıcısı tarafından kolayca algılanır. Düzensiz yerleştirilen yazı ve görüntü ögeleri algılamayı, iletişimi güçleştirir ve yanlış anlaşılmalara neden olur. Yazı ve görüntüler arası görsel denge iyi kurulmalıdır. Renkler, biçimler ve bunların yerleşimi dengeli olmalı, ilgi çekmelidir. Göz, bilgi akışına göre zorlanmadan sayfadaki hareketi takip edebilmelidir. Unutulmamalıdır ki, yazı, iletişimsel anlamını kaybettigi an amacından da uzaklaşmış olur.

Yazı karakterlerinin iki boyutlu bir yüzeye yerleştirilmesi sanatına - tasarımına “tipografi” denir. Tipografi, yazının mantık sınırlarını zorlamasını saglar, dikkati diri tutar, insan ruhunu okşar, çileden çıkarır, heyecan verir. Bu nedenle tasarımcının sloganı; "basit, etkin ve derin" olmalıdır. Web sayfaları, kolay kullanımı ve algılanırlıgı ile "basit/yalın", verimli ve yararlı bilgileriyle "etkin", tüm sorulara verecegi yanıtlarla ve yaratacagı heyecanla "derin" olmalıdır.

Özenle hazırlanmış giriş sayfaları web sitesini başarılı yapmaz. Tüm sayfalar özenle hazırlanmalı ve ortak bir dil taşımalıdır. Sayfalar arası bütünlügü bozmamak için seçilen yazı karakteri, renk ve biçimlerde süreklilik şarttır.

İnternet üzerinde okunaksız yazı örneklerine sıkça rastlanmaktadır. Özellikle temel tasarım prensiplerini bilmeyenlerin hazırladıgı web sayfalarında daha sık rastladıgımız okunma sorunu yaratan bazı etkenler vardır. Yazı karakteri seçimi, sayısı, puntosu, serifli, serifsiz, bold ya da italik olması, büyük/küçük harf (majüskül/minüskül) olması, bloklama biçimi, harf ve zemin rengi, zemin dokusu, satır uzunlugu ve boşluklar, tipografik düzenlemenin temel sorunlarıdır.

Sözcükler, yazıldıgı harf karakterine göre anlam kazanırlar, etkili veya etkisiz görünürler. Algılamanın kolay ya da zor olması, kavramların somutlaştıgı bu harf gruplarının yapısına baglıdır. Her yazı karakterinin bir kimligi vardır. Bu kimlik mesajın iyi anlaşılmasını sagladıgı gibi, yanlış yorumlara da neden olabilir. Narin, kaba, kadınsı, erkeksi, çagdaş, klasik, resmi, gayriresmi, laubali veya oryantal yazı karakterleri vardır. Örnegin Times'ın, İngiliz asaletini, agırbaşlılıgını yansıttıgı söylenebilir.

Yazı karakterinin çeşitliligi, gereksinmeye göre olmalıdır. Eger sayfa büyük, metin uzun ve farklı vurgular gerekiyorsa yazıda çeşitliligin olması, zenginlik ve renklilik getirir. Çok fazla yazı karakteri daima risktir. Her karakter farklı mesajlar ileteceginden okuyucunun kafasını karıştırabilir. Script fontlar, el yazısı görünümüyle samimi ve sempatiktirler. Fakat büyük harf (majüskül) yazılmış Kaligrafik ve Gothic yazılar zor okunurlar. Dekoratif yazılar ise, çok süslü yapılarıyla oldukca okunaksızdırlar. Geneva, Helvetika, Arial ve Times gibi ekran fontları daha okunaklıdır.

Ekrana yönelik tasarımlarda farklı font ailelerinden gelen (serifli, serifsiz, vs) ikiden fazla harf karakterinin kullanılması sakıncalıdır. Aksi takdirde, algılamada güçlükler meydana gelebilir. Aynı harf karakterinin kalın, ince, italik gibi varyasyonlarını kullanarak istenilen çeşitlilik saglanabilir.? (Burger:1993)

Yazıların puntosu çok büyük olursa her bakışta algılanacak sözcük sayısı azalır. Çok küçük olursa da harfler seçilemez. 30-35 cm.lik bir okuma uzaklıgı için ortalama yazı boyutu 9-11 puntoya denk gelecek büyüklüktür.

Serifli fontların takibi oldukça kolaydır. Okuyucu, serifli harflere daha alışıktır fakat, harf ve sözcük boşlukları düzgün oldugu sürece serifsiz bir yazı, serifli kadar okunaklıdır. Hatta webde; özellikle koyu zeminlerde serifsiz yazının okunurlugu daha da fazladır.

Webde özellikle koyu zeminlerde serifsiz karakterler tercih edilmektedir. Bir yazı karakterinin bold ya da extra bold türü, normal (roman) türüne göre daha az çekici ve daha az güzeldir. Normal kalınlıktaki harfin zarif uçları, bold yapıda törpülenmiş gibi durmaktadır. Bir sözcük vurgulanmak isteniyorsa karakteri bold yapmak yerine, puntosunu ve rengini degiştirmek tercih edilmelidir.

İtalik fontlar, tekdüzedir, gösterişsizdir, degişik yapısıyla anlatımı güçlendirir, daha samimi bir iletişim kurar. Fakat deforme olmaya çok uygundur. Uzun metinlerin italik yazılması, yazıyı zayıf gösterir, harflerin birbirinden ayrılması zordur. Okunurluk sorunu göz önünde tutularak olabildigince az kullanılmalıdır.

Uzun metinlerin bold yazılması ya da tümünün büyük harflerden oluşması da görünüşü sevimsiz kılar. Sözcükler, kaba bir dikdörtgen biçimde gözükürler. Küçük harfler, kuyrukları ve bacaklarıyla büyük harflerden daha ayrımlı yapı gösterirler ki bu da onları daha okunur yapar. Büyük harfler, daha çok yer kapladıgından, aynı alanda gözün daha fazla tarama yapmasına neden olurlar.

Yazının sola blok olması, harf aralarının daha düzgün olmasını, daha az kesme işaretinin yer almasını saglar. Beyaz nehirlerin oluşmasını önler. Özellikle dar sütunlarda idealdir. Saga ya da ortadan blok yazılarda takip sorunu yaşanabilir.

Renk; tanımlayıcılıgı, ayırt ediciligi, yön göstericiligi ve vurgulayıcılıgı ile web sayfalarının en önemli ögelerinden biridir. Okuyucuyu etkiler, ilgiyi diri tutar. Siyah-beyaza göre %40 daha fazla dikkat çeker. Bilgi, renk sayesinde daha etkili sunulabilir. Örnegin başlıgı metinden ayırmak, bir mesaja dikkat çekmek, bilgi gruplarını birbirinden ayırmak, akışı saglamak gibi pek çok işlev renkle yerine getirilebilir.

Şekil, ton ve renk uyumunda ve bunların konumlarında farklılık yapılmış site örnekleri:
http://www.rca.ac.uk/
http://www.antwerpes.de/english/index.htm

Koyu renkli zeminler üzerinde açık renkli yazılar tercih edilmelidir. Daha ışıklı olması nedeniyle koyu zemin üzerindeki yazılar, özellikle de serifsizler daha iyi görünürler. Okunurluk açısından harf ve zemin arasında en az %70 ton farkının gerekli oldugu da unutulmalıdır. Zemin 100 deger ise harf 30 degerden fazla olmamalıdır. Tersi için de aynı şey geçerlidir.

Şekil, ton ve renk uyumunda ve bunların konumlarında farklılıklar yapmak, sayfaya enerji verir. Örnegin yatay pozisyon yerine belirli bir egimdeki yerleştirmeler görsel kontrastlıklar yaratır. Kontrastlık, tasarımın temel prensiplerinden biridir. Bir sözcügün ya da deyimin yüksek ya da alçak sesli çıkmasını saglar. Layoutta (düzenlemede) vurgu için ögeler arası güçlü kontrastlıklar gerekir. Boyutta, biçimde, konumda, agırlık ve renkte resmin mi yoksa yazının mı dominant (güçlü) olacagı önceden belirlenmelidir. Herşeyde vurguyu aynı yapmak, monoton bir sonuç yaratır.

Karışık doku ve biçimlerin oldugu bir zeminde yazının okunurlugu azdır. Açık, konturlu ya da gölgeli bir yazı böyle durumlarda etkiyi artırır. Koyu zeminde açık, açık zeminde koyu yazı; kontrastlık yaratması nedeniyle daha kolay algılanır.

Yazının fazla daraltılmış (condensed) olması, harflerin birleşmesine, iç boşluklarının zayıflamasına neden olur. Fazla genişletilmesi (expanded) ise her bakışta okunan sözcük sayısını düşürecek, okuma süreci uzayacaktır.

Web sayfalarındaki en önemli sorunlardan biri yazı satırlarının uzunlugudur. Basılı yayınlarda oldugu gibi satır arası ayarlama yapılamaz. Fakat satır uzunlugu istenildigi gibi düzenlenebilir. Satır uzunlugu, tek sütünlu metin gruplarında 8-12 sözcügü, birden fazla sütunlu metinlerde 6-7 sözcügü geçmemelidir. Satırlar çok kısa ise göz hareketi sıkça kesilir; çok uzun olunca da, gözün alt satır başına geçmesi, dogru tarama yapması zorlaşır, satır atlar ya da aynı satırı tekrar okur. 70 harf ve boşluktan uzun bir satır, okumadaki sürekliligi engeller. Rahat okuma için ise bir satırdaki harf ve boşluk sayısı 40 civarında olmalıdır. Bu da ortalama 6 sözcüge karşılıktır. Satırlar arasındaki beyaz boşluk, sözcükler arasındaki boşluktan fazla olmalıdır. Satırlar arası boşlugun aşırı olması metnin leke etkisini, kontrastlıgını azaltır, daha yumuşak görünümlü yapar.

Web sayfasında yazı ve görüntüyü gösteren boşluktur. Fazla boşluk, dinlendirir, rahat algılama saglar. Az boşluk ise karışıklık ve karmaşa yaratır, algılamayı güçleştirir. Yazı alanına çok yaklaşmış görüntü ögeleri, hem yazının hem kendinin algılanmasını zorlaştırır. Okuyucunun dikkatini dagıtır. Yazı ile görüntü arasında en az 4 mm. boşluk olması gerekir. Yazı ve resim alanları ile kenar boşlukları önceden saptanmalıdır. Resimlerin, metni ikiye bölmesi zorunluysa, tümceyi degil, paragrafı bölmesi tercih edilmelidir.

Basiti karmaşık hale sokmak hiç de zor degildir. Bunların çok sayıda örnegini görmek mümkündür. Önemli olan karmaşıgı basitleştirmektir. Yalın, anlaşılır bir tasarımın gelecege kalma şansı daha yüksektir. Her şeyde oldugu gibi bu konuda da araştırma ve deneme yapmak bir zorunluluktur. Yaratıcılıgın sonu yoktur. Daha iyiyi ve güzeli bulmak en büyük hedefimiz olmalıdır. Öyle degil mi?

Kaynaklar

BURGER, J. Desktop Multimedia Bible. Addison-Wesley Publishing Company, New York, 1993.
BARFIELD, L. The User Interface, Consepts and Design. Addison-Wesley Publishing Company, Oxford, 1993.
COTTON, B. ve OLIVER R. Siberuzay Sözlügü. Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1997.
GATES, D. Lettering for Reproduction, Watson-Guptill Publishing Co. Inc. 1969
JEAVONS, T. ve BEAUMONT, M. An Introduction To Typography, Quintet Publishing Limited, London, 1990.
PEKTAŞ, H. "Basın İlanlarında Grafik Tasarım ve Layout", Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 1987.
REYNOLDS, L. "Yazının Okunaklılıgı", Mimar Sinan Ünv. çeviriler, İstanbul.
RUBINSTEIN, R. Digital Typography. An Introduction to Type and Composition for Computer System Design. Addison-Wesley Publishing Company, USA, 1988.
SARIKAVAK, N. K. Tipografinin Temelleri. Doruk Yayıncılık, Ankara, 1997
ŞENER, B. "Grafik Tasarımın İnternet'deki Yeri ve İşlevi", Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 1997.
http://www.dtp-aus.com/typo/txt-lay.htm MAGNIK, J. Typography & Page Layout
Web Tasarım Klavuzu, Hacettepe Ünv. Bilgi İşlem/Lacivert Tasarım Grubu

 

alıntıdır

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 24/2/2007 - EĞİTİM İÇİN BUNU DEMİŞ AMCAMIZ

Kategori: kose yazilari

2000 yılı, ünlü Yale Üniversitesi nde yapılan mezuniyet töreninde konuşmak üzere davet edilen Oracle bilgisayar şirketinin kurucusu ve genel müdürü Larry Ellison un şaşırtıcı, hatta sok edici konuşması. ...

"Yale Üniversitesi mezunları, daha önce böyle bir giriş görmediğiniz
için özür dilerim ama benim için bir şey yapmanızı istiyorum. Lütfen,
etrafınıza iyi bir bakın. Solunuzdaki sınıf arkadaşınıza bir bakın.
Sonra sağınızdaki sınıf arkadaşınıza bir bakin. Ve simdi sunu aklınıza koyun:
Bundan beş yıl sonra, on yıl sonra, hatta otuz yıl sonra, solunuzdaki
kişi hiçbir şeyi başaramamış olacak. Sağınızdaki kişi de aslında
hiçbir şey başaramamış olacak. Ve siz, ortadaki? Ne bekliyorsunuz?
Siz de başaramayacaksınız. Başaramayacaksınız.
 
Aslında bugün söyle bir etrafıma baktığımda parlak gelecek için
yüzlerce umut ışığı göremiyorum. Yüzlerce değişik endüstride
liderliği ele alacak kişiler de göremiyorum. Görebildiğim tek şey,
geleceği başarısızlıktan başka bir şey olmayacak yüzlerce insan. O kadar.Sinirlendiniz. Bu anlaşılabilir bir şey.
 
Ben, Lawrence Larry Ellison üniversite terk, kim oluyorum ve bu
yetkiyi nereden alıyorum ki, ülkenin en prestijli yükseköğrenim
kurumunun bu yılki mezunlarına böyle şeyler söyleyebiliyorum? Bu
yetkiyi nereden aldığımı söyleyeyim:

Çünkü ben, Lawrence Larry Ellison, üniversite terk ve dünyanın en zengin ikinci adamıyım. Siz değilsiniz. Çünkü Bill Gates, o da üniversite terk ve dünyanın -şimdilik- en zengin adamı. Siz değilsiniz. Çünkü Paul Allen, o da üniversite terk ve dünyanın en zengin üçüncü adamı.

Siz değilsiniz.
 
Başka örnekler de var. Mesela Michael Dell, o listede 9 numara ve
yukarı dogru hızla tırmanıyor, o da üniversite terk. Ve siz o listede
hâlâ yoksunuz. Hmmm... Şimdi çok kızdınız. Bu da anlaşılabilir.
O halde biraz da egolarınızı okşamama izin verin. Pek çoğunuz burada
dört ya da beş yıl eğitim gördünüz. Önünüzdeki yıllar için epey iyi bir eğitim aldınız, bilmeniz gereken pek çok şeyi öğrendiniz. İyi çalışma alışkanlıkları edindiniz. Burada size o önünüzdeki yıllar boyunca yardımcı olacak bir sürü insan tanıdınız, onlarla bağlantı kurdunuz. Ve hayat boyunca yanınızdan ayrılmayacak bir kelimeyle güçlü bir iletkiniz oldu burada: Terapi.

Bunların hepsi güzel şeyler. Ama gerçekte, o kurduğunuz arkadaşlık bağlantılarına fena halde ihtiyacınız olacak. O çalışma alışkanlığına ve terapi ye de ihtiyaç duyacaksınız hayat boyu. İhtiyacınız olacak, çünkü üniversiteyi terk etmediniz. Dolayısıyla asla dünyanın en zengin insanları arasına katılamayacaksınız. Elbette, belki de listeye 10 ya da 11. sıradan, Microsoft yöneticisi Steve Ballmer gibi, girebilirsiniz. Ama herhalde onun kimin için çalıştığını söylememe gerek yok, değil mi?

Sadece kayda geçsin diye söylüyorum, o da zaten mastır sınıfından terk. Biraz geç kalmış anlayacağınız.
 
Son olarak, herhalde bazılarınız ya da umarım bu konuşmadan sonra
çoğunuz kendi kendinize soruyorsunuz: Yapabileceğim bir şey var mi?
Bir umudum var mi? Maalesef hayır. Çok geç kaldınız. İçinize çok şey
dolduruldu, siz onlara bakıp çok şey bildiğinizi sanıyorsunuz. Artık 19 yaşında değilsiniz. Eveeet, şimdi gerçekten çok kızdınız. Bu anlaşılabilir  bir şey. Belki de su an, size bir umut ışığı vermenin, bir çıkış yolu göstermenin tam zamanıdır. Hayır, 2000 mezunları size değil. Siz kaybettiniz. Sizi, yılda 200 bin dolarlık komik maaş çeklerinizle bas basa bırakıyorum. Üstelik o maaş çekinin üstünde sizden birkaç yıl önce okulu terk etmiş birinin imzası olacağını söyleyerek. Öğütlerim size değil daha alt sınıfta okuyanlara.
 
Size söylüyorum:

Hemen ayrılın. Daha güçlü söyleyemem: AYRILIN. Hemen toplayın eşyalarınızı ve fikirlerinizi ve bir daha geri dönmeyin. Terk edin. Her şeye yeniden başlayın. Size söyleyebileceğim tek şey, o başınızdaki kepler ve kıyafetin sizi aynen şu güvenlik görevlilerinin beni kürsüden aşağı çektiği gibi aşağı çektiği..."

Larry Ellison
Oracle Başkanı

2000 yılı Yale mezuniyet törenindeki konuşması

ALINTIDIR

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

GÜNER YENER'DEN SANAT VE SANATCI ÜZERİNE NETDE BULGULAR BU ÇALIŞMANIN HİÇ BİR TİCARİ AMACI OLMAYIP GÜZEL SANATLAR İLE İLGİLENEN ARKADAŞLARA KAYNAK TEŞKİL ETMESİ AMACI İLE YAPILMIŞTIR FARKLI DİSİPLİNLERDE DEĞİŞİK ÖRNEKLERİNİ GÖRECEĞİNİZ SANAT ESERİNİ BLOĞUMDA İZLEYEBİLECEKSİNİZ guneryener@hotmail.com KLASİK SANAT EĞİTİMİ ANLAYIŞINI BİRAZ OLSUN FARKLILAŞTIRABİLİRSEM NE MUTLU BANA, ÇALIŞMALARINIZDA BAŞARILAR DİLERİM

Son yazılar

İki heykeli geri verin
günün sanat haberleri
‘Mavi Senfoni’ kimde
Tiyatro Festivali başlıyor!
Forum İstanbul açıldı
GÖRMEK VE YÜZLEŞMEK
FAZIL SAY KONSERİNDE İZDİHAM
Fazıl Say'a büyük ilgi
Rekor fiyata satıldı
Özgür Sahne’de Karagöz Delirdi
Londra'nın en etkili isimleri arasında 3 Türk
KÜRESEL ÜRE'TEAM
TÜRKİYEDE BİR İLK HALK SEVDİĞİ EMEKÇİNİN HEYKELİNİ DİKTİ‏
TUYAP/ 18. İstanbul Sanat
Başlıksız
İ N S A N V E D E L İ L İ Ğ İ
ÖNCE İNSAN SONRA BAŞKAN
Victoria ve Albert Müzesi’nden Dünya Seramiği’nin Ba
ÇİZGİDEKİ IŞIK SERGİSİ
Başlıksız
VANDANA SHIVA GDO'YA HAYIR PLATFORMU'NUN KONUĞU OLARAK İ
VANDANA SHIVA GDO'YA HAYIR PLATFORMU'NUN KONUĞU OLARAK İ
Geçmişten Günümüze DANS ve BALE - 1
Geçmişten Günümüze DANS ve BALE - 1
veeee Fikret Mualla !

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS
desen plastik sanatların namusudur
desenler
ressam
biyografi
eserlerimden örnekler
desen örnekleri
SERAMİK
uğraşmış arkadaşımız
GÜZEL FOTOĞRAFLAR
NÖBETCİ ECZANEYİ BURDAN BULABİLİRSİNİZ
ZAMANI OLMAYANLARA ÖDEVLERİNDE YARDIMCI
FOTOĞRAFI TADDILAR

Kategoriler

Arkadaşlar

antigone1
polyanna
habipaltiok
guneryener
oturanadam
sahildekibank
bizimada
gulerresim
1sonsuz3
sanategitimi
meleklerimizvebiz
gezenti
mehmet iren
İ.Gazi Özbey
s felsefeci
aylinindunyasi
ziranbula
satiyorumsaaattim
GÜVEN AKBULUT
kalliste
tulipanigratulipanigra
kenanyucel
pigafetta
okulderslerim
umutkuslari
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:7
| Sonraki Sayfa

Sitetistik