BİZİMGİBİLER İÇİN ÖĞRETİLER

• 21/9/2009 - TUYAP/ 18. İstanbul Sanat

Kategori: egitim
SERGILER VE ETKINLIKLER
 Başlangıç: 01 Kasım 2009 Pazar, 00:00
Bitiş:     09 Kasım 2009 Pazartesi, 19:00
Yer: TUYAP Fuar& Kongre Merkezi
Cadde/Sokak: Beylikdüzü / Büyükçekmece
Telefon: 02128866843
E-posta: www. istanbulsanatfuari.com

SASAV SANAT GALERİSİ- TÜYAP- 18. ISTANBUL
Fuarı
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 21/9/2009 -

Kategori: egitim

KURS DEĞİL ÖZEL EĞİTİM
AZ KONTENJAN TAM BAŞARI


GÜNER YENER

 

YÖNETİMİNDE

 

16 DA 16 YANİ % 100

BU SENEDE FİRE YOK

DERYA DOĞAN

MARMARA ÜNİVERSİTESİ - İÇMİMARLIK

AYTAÇ GÖKÇE

MARMARA ÜNİVERSİTESİ - GELENEKSEL TÜRK EL SANATLARI

BETÜL DEMİRKOL

MARMARA ÜNİVERSİTESİ - TEKSTİL

ŞEYMA SİBEL AYDIN

MARMARA ÜNİVERSİTESİ - TEKSTİL

ZÜMRÜT TALİ

MARMARA ÜNİVERSİTESİ - GELENEKSEL TÜRK EL SANATLARI

ZEYNEP MANGAZ

MARMARA ÜNİVERSİTESİ - SERAMİK

BAHAR SANCAKLI

KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ - GRAFİK

ONUR CANDAN

KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ - HEYKEL

TÜRKER ADANUR

18 MART ÜNİVERSİTESİ - TEKSTİL

ZEYNEP EROĞLU

MALTEPE ÜNİVERSİTESİ - İÇ MİMARLIK

UMUT CAN ASLAN

KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ - HEYKEL

CAN TEKE

MARMARA ÜNİVERSİTESİ - GELENEKSEL TÜRK EL SANATLARI

GÜLİN DİŞBUDAK

TRAKYA ÜNİVERSİTESİ - EĞİTİM FAKÜLTESİ

HAZAL BULUT

AVNİ AKYOL GÜZEL SANATLAR LİSESİ

CEM ÇORUK

AVNİ AKYOL GÜZEL SANATLAR LİSESİ

CANSU ŞAHİNBAŞ

AVNİ AKYOL GÜZEL SANATLAR LİSESİ

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 10/4/2009 - ÜNİVERSİTELER BÖLÜNÜYOR

Kategori: egitim


Ülkeler insan sayısı çoğaldığında bölünür mü?..
Yönetimin zorlaşması içerden mi, dışardan mı zor?
Böl ve yönet.
zorlanmadan yönetilecek üniversiteler.... / dB

Prof. Dr. Rıza Ayhan: "... üniversitede öğrenci sayısının çok olması
bizim tasarrufumuz değildi. YÖK geçen yıl kontenjanı artırdı, ardından
af kanunu çıktı. Bu sebeple öğrenci sayıları tüm üniversitelerde
arttı. Kendileri artırıp sonra da 'öğrenci sayınız çok fazla' demek
mantıkla pek uyum göstermiyor''

______________________________

Üniversiteler b ö l ü n ü y o r

Üniversitelerin yeniden yapılandırılması için YÖK'te bir komisyon
oluşturulduğunu belirten YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan,
özellikle öğrenci sayısı 40 binin üzerindeki üniversitelerin
yapılandırılması değerlendirileceğini belirtti.

AA
Ankara- YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, bazı üniversiteleri,
''çok büyüdükleri ve idareleri zorlaştığı için yeniden
yapılandıracaklarını'' bildirdi.

YÖK Genel Kurulu toplantısında gündeme gelen ''İstanbul, Marmara,
Gazi, Selçuk ve Uludağ Üniversiteleri ile nüfusu 40 bini geçen diğer
bazı üniversitelerin bölünmesi'' konusunda araştırma yapmak üzere
oluşturulan komisyon, hangi üniversitenin kaça bölüneceği, isimlerinin
aynı kalıp kalmayacağı gibi konular ile önerilerin dile getirildiği
bir rapor hazırlayarak Genel Kurula sunacak. Konu üzerinde uzlaşma
sağlanması halinde kanun teklifi hazırlanacak.

YÖK Başkanı Özcan, bazı üniversitelerin öğrenci nüfusu açısından çok
büyüdüğünü, bu nedenle idarelerinin zorlaştığını belirterek, ''Onları
yeniden yapılandıralım istedik'' dedi.
Bu konuda çalışma yapmak üzere YÖK bünyesinde bir komisyon kurulduğunu
bildiren Özcan, komisyonun özellikle nüfusu 40 bini geçen
üniversiteleri değerlendireceğini, hangi üniversiteyi uygun görürse bu
konuda öneri getireceğini belirtti. Özcan, ilk aşamada 5 üniversiteyi
düşündüklerini ifade ederek, ''Bunlar kocaman üniversiteler. Öğrenci
nüfusları fazla ve idare etmek çok zor oluyor. Ayrıca dağınıklar,
şehrin her tarafına dağılmış durumdalar'' diye konuştu.

''Kendi başlarına bir üniversite olacaklar"

Bölünecek üniversitelerin isimlerinin aynı kalıp kalmayacağı
konusundaki soru üzerine Özcan, bu konudaki çalışmanın henüz
tamamlanmadığına işaret ederek, şunları söyledi:
''Kendi başlarına bir üniversite olacaklar. Eskisi olduğu gibi
kalacak. Ayrılana da yeni rektör seçilir, idari kademelerin hepsi
olur. Yani yeniden teşkil edilecek. Yeni bir üniversite gibi düşünün.
Mesela Paris'teki Sorbonne Üniversitesi-1, Sorbonne Üniversitesi-2
gibi Gazi-1, Gazi-2 de olabilir, başka isimler de verilebilir.''

Üniversitelerin görüşlerinin alınıp alınmayacağı sorusuna Özcan, ''Bu
üniversitelerin çoğu zaten kendileri istedi. Mesela Selçuk
Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi bunu istedi'' yanıtını verdi.
Özcan, çalışmanın ''en kısa zamanda tamamlanacağını'' kaydetti.


"K a r ş ı y ı m"

YÖK Üyesi Prof. Dr. Fikret Şenses de YÖK Genel Kurulu'nda ilk etapta 5
üniversitenin bölünmesiyle ilgili çalışma başlatıldığını, ancak
bölünme konusunda kesinleşmiş bir karar verilmediğini söyledi.
Üniversitelerin bölünmesine karşı olduğunu ifade eden Şenses, Genel
Kurul toplantısında bu konunun görüşülmesi sırasında da çekincelerini
dile getirdiğini belirtti. Şenses, şöyle konuştu:

''Bu karar sadece öğrenci sayısına göre verilmez. ABD'de de bazı
üniversitelerin öğrenci sayıları çok büyük ama tek bir yönetim altında
tutuluyorlar. Tabii bu üniversitelerin, başında bu kadar
genişlemelerine izin verilmemesi gerekirdi. Genişledikten sonra bölmek
çok anlamlı bir şey değil. Öğrenciler var, mezunlar var, şehir var.
Üniversitenin bölünmesi öyle çok kolay bir şey değil. Bütün
bileşenlerine sorulması gereken bir şey.''

Öğrenci nüfusu 40 binin üzerindeki üniversitelerin bu kapsama
girdiğine işaret eden Şenses, ''Bu durumda bölünecek üniversiteler
sadece 5 üniversite değil, başkaları da olabilir. Benim bu konuda
çekincelerim var, şiddetle karşıyım'' dedi.


''Kendileri artırdı"

Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rıza Ayhan da YÖK'ün bu konuda
kendilerine bir bilgi iletmediğini söyledi. Ayhan, şunları kaydetti:

''Eski, klasik, köklü üniversitelerin kağıt üzerinde bölünmesi
fevkalade hata olur. Hele Gazi Üniversitesi gibi fakülteleri iç içe
geçmiş, birçok müşterek kullanım alanları olan bir üniversiteyi kağıt
üzerinde bölmek fevkalade hatalı diye düşünüyorum. Kağıt üzerinde
sadece sayılara bakmak suretiyle bir bölünme yapılırsa hem kurulacak,
hem bölünen üniversite büyük zarar görür, verim alınamaz.

Türkiye'de üniversiteleşme oranının son derece düşük olduğuna
inanlardanım. Ankara'da 4 devlet üniversitesi yeterli değildir,
beşincisinin, altıncısının kurulması gerekir. Eğer Gazi
Üniversitesinden bir üniversite kurma hazırlığı yapılması isteniyorsa,
üniversitemiz buna hazırdır. Biz zaten Çubuk ilçesinde bir üniversite
kurulması projesi başlattık.''

Üniversitelerinde ön lisans, lisans ve lisansüstünde yaklaşık 65 bin
öğrenci ve 1800'ü aşkın öğretim elemanı bulunduğunu ifade eden Ayhan,
''üniversitelerin öğrenci sayısı üzerinden bölünmesinin suni bir
bölünme olacağını'' söyledi. Ayhan ''Bu suni bölme de Gazi
Üniversitesi gibi Türkiye ve dünyada kendini kabul ettirmiş bir
üniversitenin zayıflamasına, kurulacak üniversitenin de gelişme
alanlarının sınırlandırılmasına yol açar. Ayrıca üniversitede öğrenci
sayısının çok olması bizim tasarrufumuz değildi. YÖK geçen yıl
kontenjanı artırdı, ardından af kanunu çıktı. Bu sebeple öğrenci
sayıları tüm üniversitelerde arttı. Kendileri artırıp sonra da
'öğrenci sayınız çok fazla' demek mantıkla pek uyum göstermiyor'' diye
konuştu. http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&kid=22&hn=49070

avni@marmara.edu.tr) adına kapsamaalani@googlegroups.com
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 3/3/2007 - EVDE KAĞIT YAPIMI

Kategori: egitim

Evde nasıl kağıt yaparsınız ?

 

Kağıt yapmak için fiber(cam elyafı) kullanmak gerekir.Fakat evde bunu yapmanız zor olabileceği için biz gazete kağıdı kullanacağız.Bu yöntem fiber(cam elyafı) kullanmaktan daha kolay olacaktır.Eminimki bir süre sonra geri dönüşümlü kağıt konusunda uzman olacaksınız.

 

Malzemeler

 (şekil 2):

- Ahşap çerçeve
- 1 mm lik boşluklu elek.(Nalburlarda bulabilirsiniz)
- Formika

-Dikdörtgen kap /İçine çerçevelerin girebileceği büyüklükte

- Ezmek için havan

- Sürahi

- Saç kurutucu

- Gazete

- Yeşil ve kurutulmuş çim (İstenirse)
- Çiçekler(İstenirse)
- Sünger

- Su

Şekil 2 - Evde kağıt yapmak için gerekli araçlar

 

Ahşap çerçeve aşağıdaki resimde görüldüğü gibi olmalıdır. 3. Bir yüzünde dört kenarını basitçe ahşap çerçeveyle yapılacak elek monte edilmeli.(Çiviyle yapabilirsiniz) Şekil 4).

 

Şekil 3 - Çerçevenin bir yüzü

Şekil 4 - Çerçevenin diğer yüzü(Eleğin geldiği)


İŞLEM :

- İstediğiniz kadar gazete kağıdını suya atıp bekletin.(En iyisi 1 yada 2 gün bekletilmiş olanıdır.) 
- Gazete kağıtlarını suyun içinde güzelce sıkıştırın ;
- Hamurlaşmış gazete kağıtlarını havanla çok iyi ezin. (Şekil 5);
- Yeterli ezilmiş malzeme elde edene kadar bu işlemi tekrar edin;
- Büyük plastik kabınızı yarısına kadar suyla doldurun;
- Kağıttan elde ettiğiniz hamur kıvamını kaba koyup güzelce karıştırın.(bulabilirseniz içine cam elyafı-fiber de koyabilirsiniz)
- Sonra bu karışımı sudan çıkartıp küme haline getirin. 
- Çerçevenizi suyun içine sokun.Elekli yüzü yukarıda olmalıdır.

- Ahşap çerçeveyi yavaşça ve yönünü değiştirmeden dışarı çıkartın. ;  (Şekil 6);
- Su süzülene kadar bekleyin;

 

Figure 5

Figure 6

 

- Formika plakanızı alıp parlak yüzeyini elegin üstünde topalanan pastanın üstüne yerleştirin.

- Formikanın üstüne dikkatlice bastırıp ezilmiş pastanın yayılmasını sağlayın.(Çok bastırmamaya özem gösterin)(Şekil 7);
-Formikaya dikkatlice ezilip kalıp şeklini alan kağıt hamurundan ayırın. (Şekil 8);
- Kağıt parçanız hazır. Acele edip kurutma makinası ile kurutun. (Şekil 9).

 

Figure 7

Figure 8

 

 

 

Şekil 9

Şekil 10 - Kağıdınız hazır


Özel bir kağıdınız olsun istiyorsanız pastayı hazırlarken içine kurutulmuş çimen ve çiçekler koyabilirsiniz.Sonunda çok hoş görüntülü kağıtlar elde edebilirsiniz.

Kağıdınız artık kullanıma hazır (Şekil 10) Kağıdınızın bir yüzü opak bir yüzü daha parlak olacaktır. 

Şimdi kağıdınızı istediğiniz gibi kullanabilirsiniz.Şiirler,öyküler eminim böyle bir kağıtta çok daha çarpıcı olurlar.İster suluboya yapın ister gravür baskı gerisi size kalmış hadi kolay gelsin

Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 27/1/2007 - SANAT EĞİTİMİ VE YARATICILIK

Kategori: egitim

H. Yücel Gel

"Yaratıcılık çok özen isteyen bir çiçeğe benzer: Övgü onun yetişip serpilmesine; yergi ve ilgisizlik ise daha gonca iken kurumasına yol açar. Çabalarımız desteklenirse pek çoğumuz daha fazla ve daha etkin fikirler üretebiliriz."
Alex F. Oshorn

Her geçen yıl ile ikibinli yıllara doğru biraz daha yaklaşırken gelişmekte olan Türkiye'de de devlet tüm bireylerini değişen dünya koşullarına ayak uydurabilecek, sağlıklı bir kültür içeriğine sahip bir yapıya kavuşturmak zorundadır. Aksi taktirde Atatürk'ün hedeflediği çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak bir hayal olacaktır. Bu amaçla planlamalar yapılırken devlet otoritelerinin tercihi, kısa vadeli çözümler getiren projeler değil, insan niteliğini geliştirecek uzun vadeli çözümlere dayalı projeler biçiminde olmalıdır.

İnsan niteliğinin bu anlamda geliştirilmesi bireyin gelişim sürecinde onu çok boyutlu olarak etkileyen sanat eğitimi vasıtasıyla olacaktır. Sanat eğitimi iki ve üç boyutlu çalışmalarla sanat eseri incelemeyi kapsamı içine alır. "Sanat eğitimi dersleri, öğrencinin kendini anlatmasının olanaklarını bulabileceği ve yollarını öğrenebileceği en uygun ortamı hazırlama dersleridir" (GENÇAYDIN, 1993 s,4).Daha kısa bir ifadeyle "görsel düşünme"yi olanaklı kılan ve yaratıcı gücün gelişmesine katkıda bulunabilecek temel bir eğitim modelidir. Bu nedenle sanat eğitiminin birey ve toplum için önemini vurgulamak, anne-babalar- ve eğitimle ilgili tüm kuruluşlar için faydalı olacaktır

1. Sanat Eğitiminin Birey ve Toplum için önemi

Çağlar boyunca insan, güzel sanatların tümünü, kendini ve ait olduğu toplumu geliştirme, zenginleştirme ve güçlendirme yolunda vazgeçilmez bir unsur olarak görmüş, kendi kültür birikimini yarınlara aktarma konusunda bilinçli ya da bilinçsiz olarak bundan yararlanmıştır.

Sanat eğitimi ile ilgili literatür tarandığında dış kaynaklı yayınlarda ilk dikkati çeken şey, ülkelerin eğitim politikalarında yaratıcılık eğitimine verilen önem ve bunun sonucu olarak sanat eğitimi konusundaki yayınların çeşitliliğidir. Bu yayınlara dayalı olarak ABD ve Avrupa ülkelerinde sanat eğitimi derslerinin müfredatları incelendiğinde; özellikle ilk ve orta öğretim kurumlarının programlarında "Art, Kunst" vb. derslerin haftalık ders saatlerinin fazla olduğu, ders kapsamlarının farklılığı, içeriklerinin bireyi yarınlara hazırlamada etkili olduğu, ayrıca öğrencilerin gelecekte iyi birer sanat tüketicisi olmalarının hedeflendiği dikkati çeker.
Batı ülkelerindeki program geliştirme çalışmalarında ise; yaş grubu özelliklerinden yola çıkılarak eğitim süreçlerinin incelendiği, eski yöntemlerle birlikte değişen dünya koşulları içerisinde bireyin ihtiyaçları dikkate alınarak durumun bilimsel verilerin ışığında değerlendirildiği ve planlandığı, örneğin "Bilgisayarla Resim ve Tasarım" anlayışının kapsam içine alındığı gözlenmektedir.

Batı, sanat eğitiminin birey üzerindeki etkisini çok iyi kavranmış konuya ilişkin devamlı bir arayış içerisindedir. Bireyin gelişiminde sanat eğitiminin önemini daha iyi ortaya koymak üzere konunun detaylandırılması bizde de kurum ve kişileri harekete geçirerek belki sanat eğitimini müfredat içerisinde hakettiği yere koydurabilir. Bu nedenle neden sanat eğitimi gereklidir sorusuna yanıtlar bulmaya çalışalım.

l.l. Sanat Eğitiminin Gerekliliği

Birey sanat eğitimi etkinlikleri yolu ile;
- Bir taraftan bakıma eylemi içerisinde görmeyi öğrenirken, diğer taraftan dokunduğu biçimlendirdiği değişik malzemeleri tanıma fırsatı bulunur. Uygulanan motivasyonlar uyarıcı rolü üstlenir.
- Her türlü yetenek ve gereksinimlerini ortaya çıkarma şansına sahip olur. Bu yolla kendi yetilerinin farkına varır, böylece ileride meslek seçiminde sağlıklı tercihlerde bulunur.
- Duygularını, görüşlerini malzemeye aktırırken yeni deneyimlere girer. Bu yaşantı zenginliği nesneler arası ilişkileri kurmada ona kolaylıklar sağlar, böylece senteze ulaşmayı başarabilir ve yeni anlatım yolları arayışına girer.
- Doğaya ve çevresinde gelişen ve değişen olaylara farklı bir gözle bakmayı davranışa dönüştürür.
- Kişiliğini geliştirme fırsatını bulur. Duyan, düşünen, yaratan, kendisi ve çevresi ile diyaloga giren bir yapı oluşturur.
- Soyut kavramları algılaması kolaylaşır.
- Karşılaştığı problemleri daha rahat çözümler.
- Zihinsel yetileriyle birlikte duygu yanını da geliştirir.
- Sanatçı, sanat eseri ve kendisi arasında bağ kurmayı başarır. 
- İçinde bulunduğu çevreyi algılayarak bu çevreyi daha iyi ve daha güzele doğru geliştirme isteği duyar.
- Grupla çalışma ve birlikte iş bitirme alışkanlığı edinir. Grubun başarısı için sorumluluk üstlenir.
- "Ben" için çalışma isteğini "biz"e dönüştürür.
- Araştırma, bulma, sınama ve yeniden kurma gibi yaratıcı süreçte yer alan yetilerini geliştirir.
- Özgüven duygusunun gelişmesine olanak bulur.

Görülüyor ki, sanat eğitimi, birey için içinde yaşadığı dünyayı kavramada, karşılaştığı problemleri çözmede, gördüğü, hissettiği şeylere karşı reaksiyon göstermede son derece önemli bir rol üstlenir ve sanat eğitimi bir bütünlük içerisinde düşünüldüğünde birey ve toplum için can damarı durumundadır. Çünkü genel eğitimin hem bilişsel, hem duyuşsal hem de psiko-motor alandaki hedeflerine hizmet verir. Böylece bireyin estetik, fiziksel, zeka, toplumsal gelişimlerine katkıda bulunur ve yaşamın bütünselliği içerisinde sanat yoluyla eğitimini sağlar. Bu yolla, eğitimde, iletişimde, estetik beğenide bütünlük sağlanmış olur.

Sanat eğitimi, bireylerde var olan yaratıcı gücü geliştirme konusunda en etkin disiplindir. Eskiden olağanüstü bir güç olarak kabul edilen "yaratıcılık", sadece yetenekli insanlara özgü olarak değerlendirildi. Günümüz Türkiye'sinde de ne yazık ki hâlâ bu düşünceler hâkim olup resim-iş dersi diye anılan sanat eğitimi dersleri "seçmeli ders" statüsüne düşürülerek, eğitimin kalitesini olumsuz yönde etkilemiştir. Bu olumsuzluğun sonuçları ilerideki yıllarda daha belirgin olarak ortaya çıkacaktır.

Konunun önemini daha iyi vurgulamak açısından biraz da "Sanat Eğitimi ve Yaratıcılık İlişkisine" değinmek yararlı olacaktır.

1.2. Sanat Eğitiminin Yaratıcılık ile ilişkisi

Günümüz Türkiye'sinde gazete ve dergileri okurken bazı kuruluşların ve genç iş adamlarının eleman aramak üzere verdikleri iş ilanlarında, çoğu kez bir elemanda iyi bir üniversiteden mezun olmanın, birden fazla dil bilmenin yanında "yaratıcı bir kişiliğe sahip olma" gibi toplum olarak hiç alışık olmadığımız bir niteliğin aranması dikkat çekici bir gelişme olup, aynı zamanda bu iş adamları ve kurumlar adına onur verici bir durumdur. Şu halde yaratıcılık veya yaratıcı bir kişiliğe sahip olmak, bir dil veya bilgisayar bilmek gibi" her kapıyı açan bir anahtar" durumuna gelmiştir.

Psikoloji dalında tanımlanması en güç kavramlardan biri olarak kabul edilen yaratıcılık (YAVUZER), 1989 s.9) literatür tarandığında bilim, sanat, eğitim vb. çevrelerin yorum ve tanımlamalarıyla biraz kimlik değiştirir. Örneğin, bilim adamları yaratıcılığı "buluş yapma veya problem çözme" olarak tanımlarken, eğitimciler yaratıcılığı "yaratıcı düşünme ve bu düşünceyi davranışa dönüştürme" şeklinde ifade ederler. Psikanalistlerin yaratıcılığı tanımlamaları ise "bilinçaltı ve bilinç çatışması" ile ilgili açıklamalara dayanır.

Bizi asıl ilgilendiren konu, sanat eğitimi açısından yaratıcılık kavramının ne anlama geldiğidir. Bu sorunun yanıtını birkaç tanımla vermemiz konuya açıklık getirecektir.

Yaratıcılık, daha önceden kurulmamış ilişkiler arasındaki ilişkileri kurabilme böylece yeni bir düşünce şeması içinde, yeni yaşantılar, deneyimler, yeni fikirler ve yeni ürünler ortaya koyabilme yetisidir. Dolayısıyla "Yaratıcılık, tüm duygusal ve zihinsel etkinliklerde, her türlü çalışma ve uğraşın içinde vardır." (SAN, 1979 s.18)

Yaratıcılık, "Bilinen şeyleri icatları konstrüksüyonları yeni bir biçimde, kullanmak birbirleriyle şimdiye kadar olduğundan başka bir biçimde birleştirmektir. (BODE, 1979 s.16)

Her şeyden önce deneyimlere açık olmayı gerektiren "yaratıcılık", yeni yolların varolabileceği düşüncesini taşıyarak arayışa girme cesaretini gösterebilme, yeniliği benimseme, yaratıcı düşüncenin yeni boyutlarını fark ederek denemeye fikren hazır olma demektir.

Görülüyor ki yaratıcılık kavramı yalnız güzel sanatlar için değil, diğer bilim dallarını ve günlük yaşamı da kapsamı içine almaktadır. Şu halde yaratıcılık eğitimi de tüm bireyleri dikkate alarak planlanmalıdır. Yaratıcı gücü geliştirme konusunda yapılan araştırmalar göstermiştir ki, yaratıcı süreçte yer alan sezgi, imgelem, araştırma, bulma, sınama ve yeniden kurma gibi yetiler ancak sanat eğitimi etkinlikleriyle ve planlı çalışmalarla geliştirilebilir. Eğer çağdaş, yaratıcı bireylerden oluşan bir toplum isteniyorsa sanat eğitiminin en önemli ilkesi olan "sanat eğitimi yalnız yetenekli kişiler için değil, herkes için gereklidir" düşüncesini tüm yetkililer ve anne-babalara empoze etmek gerekir. Okul yıllarında yaratıcı düşünceyi geliştirmek için TORRANCE 20 ilke önermiştir. Bunlardan bazılarını şöyle sıralamak mümkündür. (YAVUZ, 1989 S.42-49)
- Çocukların çevreden gelen uyarılara duyarlığının arttırılması. 
- Nesne ve düşünceleri becerili biçimde kullanmaya özendirme. 
- Yeni görüşlere hoşgörü sağlama.
- Düşünceleri deneme çalışmalarına sokabilmek için olanaklar sağlama.
- Şaheserlerin yarattığı saygı ve korku (huşu) duygusunu giderme.
- Tedirgin edecek durum yaratma.
- Sınıfta yaratıcı hava egemenliğini sürdürme.
- Yaratıcı düşüncenin değerli olduğunu çocuğa öğretme. 
- Salt eleştiri yerine yapıcı eleştiri geliştirme.
- Yeni yolları deneyebilecek yürekli öğretmenler yetiştirme.

2. Sanat Eğitiminin Amaçları

"Sanat eğitimi, görsel düşünme eğitimidir" diye de tanımlana bilir. Bu düşünce biçiminin aktarılması için bir dil gereklidir. Tıpkı yüzyıllar öncesinin mağara adamının konuşma dili yanın da çizgiyi bir dil olarak kullanması ve daha sonra renk ve diğer elemanların bu dile eşlik etmesi gibi. Bu nedenle birey duygu ve düşüncelerini aktarabileceği ikinci bir dile ihtiyaç duymuştur.

Günümüzde sanat eğitiminin birincil ve temel amacı, "Çizgi,
renk vb. diğer sanatsal ögelerle bir dil oluşturabilme"dir.

Sanat eğitiminin amaçları bireyin ve toplumun ihtiyaçlarına göre tespit edilmelidir. Disiplin olarak sanat eğitimi bireyin gelişim sürecini çok boyutlu olarak etkiler, bu nedenle amaçlar gruplandırılarak ifade edilebilir.

2.1. Kişiliğin Geliştirilmesine Dönük Amaçlar

- Yeniliklere açık bir kişilik kazanmasına yardımcı olma. 
- Gözlemlerine ve algılarına dayalı olarak kendisini
dışa vurmasına olanak tanıma.
- Bağımsız düşünebilme ve bunu davranışa dönüştürebilme. 
- Yaratıcı bir kişilik geliştirmesine katkı sağlama.
- Güven duygusuna sahip bir kişilik geliştirme.
- Çevresindeki çirkinliklerden rahatsız olabilecek buna karşın güzellikleri hissederek bundan zevk alabilecek duyarlı bir kişilik geliştirme.
- İşe ve emeğe saygılı bir kişilik geliştirmesine katkı sağlama. 
- Zamanını, araç gereçlerini ekonomik olarak kullanan, düzenli çalışma alışkanlığına sahip bir birey olmasını sağlama.

2.2. Toplumsal Çevre ile ilişkiye Girerek Grupla iş Yapma Alışkanlığını Geliştirmeye Dönük Amaçlar

Toplumdaki bireylere ve yapılan çalışmalara bakıldığında Türk insanının yapısında bu konuda belirli bir zayıflık olduğu hemen hemen tüm düşünürler tarafından ifade edilmiştir. Bu nedenle eğitimcilerin konuya ağırlık vererek bireyin davranışlarını bu doğrultuda geliştirmeleri gereklidir. Sanat eğitimi vasıtasıyla bireyin bu ihtiyacı grup çalışmaları yoluyla giderilebilir.
- İş yapma ve yaratmada iş bölümü yoluyla grup içinde sorumluluk paylaşma.
- Grubun başarısını "ben" duygusunun önünde tuma.
- Duygularını grup üyeleri ile birlikte paylaşarak daha iyi ve güzeli arama isteği duyma.
- Grupla birlikte ortaya çıkardığı işten gurur duyma.

2.3. Doğa ve Kültür Değerlerine Sahip Çıkma Anlayışının Geliştirilmesine Dönük Amaçlar

- Doğal ve sanat güzelliklerinin ayırımına ulaşmayı sağlama. 
- Ulusunun ve başka ulusların sanat değerlerini takdir etme. 
- Sanat eserlerinin doğduğu yerde kalması gerektiğinin
bilincine varma.
- Sanat ve sanatçılar hakkında çıkan yayınları ve sergileri izlemesine yardımcı olarak, beğenisini geliştirme.

3. Sanat Eğitiminde Çalışma Alanları

Toplumdaki bireylerin gelişimlerini sağlıklı bir şekilde tamamlayabilmesi, iyi yetişmiş sanat eğitimcileri kadar iyi hazırlanmış sanat eğitimi programlarına da bağlıdır. Bireyin yaratıcı gücünün geliştirilmesinde sanat eğitimi uygulamaları ve sanat eğitimcisinin rolü yadsınamaz. Ancak uygulanan program da sanat eğitimcisi kadar önemlidir. İyi bir sanat eğitimi programı çalışma alanlarının çeşitlendirilmesi ile değer kazanır. Tek düze malzeme ve teknikle planlanan çalışma programları sanatın doğasına ve yaratıcılık eğitimine aykırı olduğu gibi öğrencilerde de bıkkınlık yaratabilir. Bu nedenle yaş grubu özellikleri dikkate alınarak önceden belirlenen hedefler doğrultusunda hazırlanan eğitim durumları, sanat eğitimcilerine olduğu kadar sınıf öğretmenleri hatta anne ve babalara da rehberlik yapabilir. 
Aslında alan bilgisi iyi olan, çocuğu yaş grubu özellikleriyle iyi tanıyan her eğitimcinin kendi yaratıcılığını kullanarak uygulayacağı yöntemler elbette ki çok değerlidir ve her sanat eğitimcisinin kendine özgü yöntemleri olması doğaldır. Ancak çalışma alanları açısından her sanat eğitimcisi programını aşağıda ifade ettiğimiz gibi üç ana başlıkla ele alıp olanakları ölçüsünde tüm yaratıcılığını kullanarak programını zenginleştirmek durumundadır. Bunlar;
- İki boyutlu çalışma alanları
- Çizgi çalışmaları (kurşun kalem, pastel, tebeşir, gazlı kalem, çöp mürekkep, kağıt vb. malzeme ile)
- Üç boyutlu çalışma alanları
- Yoğrumsal maddeler ile yapılan serbest biçimlendirme çalışmaları (kil, kağıt hamuru, plastisin vb. ile)
- Yapısal çalışmalar (ahşap, metal, mukavva, her çeşit kağıt, atık malzemeler, tekstil atıkları ve diğer sanayi atıkları vb. ile.) Not:Bu çalışmalara ışık, ses, hareket verecek düzenlemeler eşlik edebilir.
- Sanat eseri inceleme çalışmaları (ülkemizde ilk ve orta öğretim kurumlarında hemen hemen hiçbir okulda yapılmayan ancak yapılması gerekli olan çalışmalar.

Toplumdaki bireylerin beğenisini geliştirmek istiyorsak onları küçük yaştan itibaren sanat eserleriyle karşı karşıya getirmek ve onların bu eserlerden tat almasını sağlamak durumundayız.

Aksi halde tekdüze olarak uygulanan programlar bireyin gelişmesine bir katkı sağlamadığı gibi onları monotonluğa iterek konudan uzaklaşmalarına da neden olabilir. Öğrencide daha öncesi yanlış uygulamalarla oluşan isteksizliği yok etmek, dersi ilginç hale getirip, vazgeçilmez bir ders havasına dönüştürmek sanat eğitimcisinin kendi kontrolündedir. Bu konudaki başarısı ise göstereceği çabaya bağlı olarak artabilir. Geçmişten günümüze sanat eğitimi tarihi incelendiğinde yöntemlerde farklı yaklaşımlar olduğu hemen dikkati çeker. Bu yazımız daha çok ilkokul öğretmenleri ve anne-babalara hitap edeceğinden bir-iki örnek vermek yararlı olacaktır. Örneğin 1938 yılında Osborn'un örgütlü fikir üretme yöntemleri üzerindeki çalışmaları geliştirilerek "Beyin Fırtınası Yöntemi" (Brainstorming) diye adlandırılmış ve günümüze kadar pek çok ~sanat eğitimcisi tarafından yaratıcılık eğitiminde başarı ile uygulanmıştır. Bu yöntemde yoğun olarak art arda sorulan sorular bireyi çok boyutlu düşünmeye yönelterek, beraberinde fikir üretme ve öneri sunma davranışlarını geliştirip yaratıcı süreçte daha etkin bir rol üstlenmelerini sağlamaktadır. Ayrıca yoğun olarak sorulan sorular bireyin daha sonraki yaşantılarında bakma, baktığını görme ve algılama süreçlerini daha etkili kılmıştır. Bu yolla birey senteze daha kolay ulaşabilmektedir. Bu tür yaşantı zenginlikleri ise bireylerin yaratıcı güçlerini geliştirmede önemli katkılar sağlamıştır.

Öte yandan çevre koşulları ve bireysel farklılıklar dikkate alınarak yapılan çalışmalar tüm disiplinlerde iyi sonuçlar vermektedir. Kısıtlı malzeme, olumsuz ortam sanat eğitimcisini etkilememektedir. Sanat eğitimcisi yoktan var edendir. Karşılaştığı problemleri yaratıcılığını kullanarak çözümleyebilendir. Özellikle Türkiye koşulları düşünüldüğünde; Amerika'da Modern Sanatlar Müzesi'nde Victor D'Amıco ve Arlette Buchman'ın 4-14 yaş grubundaki çocuklara uyguladığı aşağıda açıklanan düzenleme çalışmaları (Assemblage) Türk sanat eğitimcilerine önerilebilir. Çünkü bu tür çalışmalar her koşulda her çevrede uygulanabilir ve üç boyutlu biçimlendirme çalışmaları kapsamında programa alınabilir özellikleri içermektedir. Assemblage çalışmalarında doğadan toplanabilen materyaller ve üretim ile elde edilen malzemeler çalışmanın araç ve gereçlerini oluşturmaktadır. Bunların bir kısmı sanat olayı için üretilen boyalar, killer, kağıtlar vb. olup diğerleri ise; makine parçaları, cam-seramik kırıkları, yiyecek ambalajları ve atılan diğer ambalaj artıkları v.b. malzemelerdir. Türkiye şartlarına göre düşünüldüğünde bölgesel farklılıklara göre her yörenin kendine özgü doğası ve onlara ilişkin artıklar (deniz kabukları, taş, kum, aşınmış ağaç parçaları vb. ormanlık bölgelerde ağaç, yaprak vb. sanayi bölgelerinde ise sanayi artıkları) evde annesi, okulda öğretmenlerinin yönlendirmeleriyle toplanabilir. Bu arayışa giren birey kendisi için gerekli malzemeyi toplama arayışını sürdürürken çevresindeki tüm nesneleri olayları farklı bir gözle algılar yeni keşiflerde bulunarak nesnelerin özelliklerinin farkına varır ve bulduğu tüm nesneleri yeniden düzenleyerek özgün bir tarzda üretime geçer. Yaratıcılık için son derece etkin bir çalışma ortamına çekilen çocuk bu yolla nesneler arasındaki ilişkilerin de farkına varır. Kullandıkları malzemelerin görsel ve dokunsal yanları ile duyarlılıklarını geliştirir. Ayrıca bu yolla çocuklar gözlem yapma, algılama süreçlerini yaşayarak yaşantı zenginliğine ulaşırlar. Görülüyor ki bu tür çalışmalar (Asemblage'ler) bireyin çevresini keşfetmesinde ve yaratıcılığını geliştirmesinde yeni yollar önermektedir.

 

ALINTIDIR

 

YOLCU, Enver

Sanat Eğitimi Kuramları ve Yöntemleri

Nobel Yayın Dağıtım, Ankara 2004, s. 12+243.

ISBN: 975-591-708-X

 

Tanıtan: Nazmi ŞENGEZER

 

Eser, “Sanat Eğitimi” kavramını; bilgi, öğrenme ve eğitim aşamalarının temeli olarak gören ve bunu geliştiren bir anlayışın üzerine kurulmuştur. Önsözde “sanat eğitimi, salt kendisine (sanata) dönük bir eğitim olmayıp, çağımızın gelişen şartları ve yaşantımızın getirdiği yeni durumlar, sosyal ve psikolojik sorunlarımız da dikkate alındığında, kendisi dışındaki diğer alanlara da katkıda bulunan (...) eğitim alanıdır.” hükmü yer almakta ve eserin dayandığı temel amaç açıklanmaktadır.

Eser, altı bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünden sonraki ilk bölümde : Sanatın Tanımı ve Anlamı, Sanatın Sınıflandırılması, Sanatın Doğuşu, Sanatta Temel Kavramlar ve Kompozisyon alt başlıkları ele alınmakta ve açıklanmaktadır. Ayrıca alt başlıkların da kendi içinde tekrar sınıflandırıldığı görülmektedir. Sanatın Doğuşu alt başlığı; Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik Çağ olarak açılmış ve işlenmiştir. Sanatta Temel kavramlar ise; Perspektif ve Model, Konu ve Üslup olarak bölümlendirilmiştir. Kompozisyon başlığı ise daha ayrıntılı olarak ele alınmış ve ayrıntılarıyla verilmiştir:

Denge, Ritim, Hareket, Uygunluk, Zıtlık/Kontraslık, Egemenlik/Dominantlık, Oran açılımıyla verilen kompozisyon ilkelerini; Çizgi, Ton/Değer, Işık-Gölge, Biçim, Doku-Tektür, Renk başlıklarıyla verilen Resim Sanatının Temel elemanları tamamlamıştır. Birinci Bölüm, tanım ve temel kavramlar üzerine oturtulmuştur. İkinci Bölüme ise Sanatı İnceleyen Bilim Dalları ismi verilmiştir. Bu bölüm de A, B, C, D diye bölümlenmiş ve sırasıyla Sanat Felsefesi/Estetik, Sanat Tarihi ve Arkeoloji, Sanat Psikolojisi, Sanat Sosyolojisi konularını ele almıştır. Bu başlıklardan Sanat Felsefesi/Estetik, kendi içinde numaralandırılarak, Sanatçı Kimdir, Sanat Eseri Nedir, Estetik Heyecan, Sanatta Güzellik Kavramı, Estetik Kuramları gibi soru ve konulara açıklık getirmeye çalışılmıştır.

Üçüncü bölümde de harflendirme devam etmiştir. Sanat Eğitimi ve Yöntemler başlığını taşıyan bu bölüm de A, B, C, D, E, F şeklinde bölünmüş ve her bölüm yine numaralandırılmıştır. Bu bölümün alt başlıkları sırasıyla: Eğitime Kuramsal Yaklaşımlar, Sanat Eğitiminin Tanımı ve Kapsamı, Türkiye’de Sanat Eğitiminin Tarihçesi, Sanat Eğitiminde Yöntemler, Disipline Dayalı Sanat Eğitimi, Disiplinlerin Birleştirilmesi Nasıl Yapılır şeklindedir.

Eğitime Kuramsal Yaklaşımlar başlığı, Bilgiyi Öne Çıkaran görüşler, Geçmiş Kültürel Değerlere Önem Veren Görüşler, Yaşantıya Önem Veren Görüşler, İnsanın Özüne Önem Veren Görüşler olarak ayrı ayrı ele alınmış ve irdelenmiştir.

Sanat Eğitimin tanımı ve Kapsamı da, Adlandırma Sorunu ve Kapsam, Sanat Eğitiminin Gerekliliği başlıklarıyla verilmiştir. Bundan sonra daha özel bir başlık olarak Türkiye’de Sanat Eğitiminin Tarihçesine geçilmiş ve bu bölüm; Cumhuriyet Öncesi Dönem ve Cumhuriyet Sonrası Dönem olarak ortaya konmuştur.

Sanat Eğitiminde yöntemler başlığı dokuz madde halinde verilmiştir: Kopya Yöntemi, Bellek Eğitimi Yöntemi, Kolaydan Zora Yöntemi, Müzikli Yöntem, Psikolojik Yöntem, Drama (Oyunlaştırma) Yöntemi, Gösteri ( Demonstrasyon) Yöntemi,Çocuk Sanatı Yöntemi, Sanat yoluyla Eğitim Yöntemi.

Disipline Dayalı Sanat Eğitimi başlığı ise dört disiplin altında verilmiştir: Uygulamalı Çalışmalar, Sanat Eleştirisi, Sanat Tarihi ve Estetik. F başlığında ise Disiplinlerin Birleştirilmesi Nasıl Yapılır sorusuna cevap verilmeye çalışılmıştır.

Dördüncü bölümde konu tamamen değişmiş ve çok daha özele inerek, İlköğretim Çağı Çocuklarının Sanatsal Gelişimi üzerine eğilinmiştir. Bu bölüm: A- İlköğretim Çağı (7-15 yaş) Çocuklarının Genel Özellikleri, B- Çocuk ve Resim başlıklarının açılımıyla iki bölümde ele alınmıştır. A bölümü de:

1- 7-11 Yaş Dönemi, 2- 12-15 Yaş Dönemi olarak ikiye bölünmüştür.

B bölümü ise yedi madde olarak sınıflandırılmış ve açıklanmıştır:

1- Çocuklarda Hayal Gücü ve Resimleriyle İlişkileri, 2- Çocuklar Nasıl Resim Yapar?, 3- Çocuk Tipleri, 4- Çocuk Resimlerinin Özellikleri, 5- Çocuklarda Grafiksel Gelişim Dönemleri, 6- Çocuk Resminde Renk, 7- Solyanlı (solak) Çocuklar ve Resim.

Yaratıcılık adını taşıyan beşinci bölüm de A’dan F’ye kadar bölünmüştür. Bu bölümler sırasıyla şöyledir:

A- Kavramlar ve Tanım, B- Yaratıcılık ve Zeka, C- Yaratıcılığa Kuramsal Yaklaşımlar, D- Sanatsal Yaratıcılık, E- Yaratıcılığa Etki Eden Etmenler, F- Çocukta Yaratıcılık. Bu altı başlık da kendi içinde bölümlendirilmiştir. Yaratıcılık ve Zeka bölümü sekize ayrılarak açıklanmıştır. Bunlar: 1- Dilsel-Sözel Zeka, 2- Mantıksal- Matematiksel Zeka, 3- Müziksel Zeka, 4-Görsel-Uzamsal Zeka, 5- Bedensel-Kinestetik Zeka, 6- Sosyal-Kişilere Dönük Zeka, 7-İçsel-Kendine Dönük Zeka,8- Doğal Zeka.

Yaratıcılığa Kuramsal Yaklaşımlar isimli bölüm, 1-Psikoanalitik Yaklaşımlar, 2- Hümaniter (İnsancıl ) Yaklaşım, 3- Çağrışım Yaklaşımlar olarak üçe ayrılmıştır. Yaratıcılığa Etki Eden Etmenler ise; 1- Güdüleme, 2- Ortam, 3- Çevre ve Toplumsal baskılar, 4- Aile, 5- Öğrenilenler ve İşleve Takılma, 6- Sınıf İçi durumlar, 7- Öğretmen Tutumları olarak yedi başlığa ayrılmıştır. Son başlık olan Çocukta Yaratıcılık ise; 1- Yaratıcı Çocuklar ve Rehberlik, 2- Yaratıcılık ve Kopya Yapma olarak ikiye ayrılmıştır.

Altıncı ve son bölüm olan Sanat Eğitiminde Planlama ve Değerlendirme bölümü;

A- Sanat Öğretiminde Planlama, B- Sanat Öğretiminde Değerlendirme olarak  ayrılmış ve değerlendirilmiştir. A maddesi, Plan Türleri, B maddesi de 1- Ölçme, 2- Değerlendirme olarak açılmıştır.

Eserin sonuna bir kaynakça eklenmiş, ayrıca Ekler bölümüne konan Örnek Ünite Planı ve Birleştirilmiş Sanat Eğitiminde Kapsamlı Ünite Planı Örneği ile de eser zenginleştirilmiştir.

Eserin dikkat çekici olan tarafı genel sanat kuramlarının içinde özelde resin sanatına yönelik oluşudur. Eğer eser, sadece resim sanatı olarak ele alınsaydı daha genel bir  bakışla verilemezdi.Böylece eser, daha geniş bir açı kazanmış; bölüm içlerindeki özele girişlerle de resim sanatı kuramları verilmiştir. Eser, bu haliyle teorik ve akademik eğitimin kaynak eseri kimliği kazanmıştır diyebiliriz

 

ALINTIDIR

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

GÜNER YENER'DEN SANAT VE SANATCI ÜZERİNE NETDE BULGULAR BU ÇALIŞMANIN HİÇ BİR TİCARİ AMACI OLMAYIP GÜZEL SANATLAR İLE İLGİLENEN ARKADAŞLARA KAYNAK TEŞKİL ETMESİ AMACI İLE YAPILMIŞTIR FARKLI DİSİPLİNLERDE DEĞİŞİK ÖRNEKLERİNİ GÖRECEĞİNİZ SANAT ESERİNİ BLOĞUMDA İZLEYEBİLECEKSİNİZ guneryener@hotmail.com KLASİK SANAT EĞİTİMİ ANLAYIŞINI BİRAZ OLSUN FARKLILAŞTIRABİLİRSEM NE MUTLU BANA, ÇALIŞMALARINIZDA BAŞARILAR DİLERİM

Son yazılar

İki heykeli geri verin
günün sanat haberleri
‘Mavi Senfoni’ kimde
Tiyatro Festivali başlıyor!
Forum İstanbul açıldı
GÖRMEK VE YÜZLEŞMEK
FAZIL SAY KONSERİNDE İZDİHAM
Fazıl Say'a büyük ilgi
Rekor fiyata satıldı
Özgür Sahne’de Karagöz Delirdi
Londra'nın en etkili isimleri arasında 3 Türk
KÜRESEL ÜRE'TEAM
TÜRKİYEDE BİR İLK HALK SEVDİĞİ EMEKÇİNİN HEYKELİNİ DİKTİ‏
TUYAP/ 18. İstanbul Sanat
Başlıksız
İ N S A N V E D E L İ L İ Ğ İ
ÖNCE İNSAN SONRA BAŞKAN
Victoria ve Albert Müzesi’nden Dünya Seramiği’nin Ba
ÇİZGİDEKİ IŞIK SERGİSİ
Başlıksız
VANDANA SHIVA GDO'YA HAYIR PLATFORMU'NUN KONUĞU OLARAK İ
VANDANA SHIVA GDO'YA HAYIR PLATFORMU'NUN KONUĞU OLARAK İ
Geçmişten Günümüze DANS ve BALE - 1
Geçmişten Günümüze DANS ve BALE - 1
veeee Fikret Mualla !

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS
desen plastik sanatların namusudur
desenler
ressam
biyografi
eserlerimden örnekler
desen örnekleri
SERAMİK
uğraşmış arkadaşımız
GÜZEL FOTOĞRAFLAR
NÖBETCİ ECZANEYİ BURDAN BULABİLİRSİNİZ
ZAMANI OLMAYANLARA ÖDEVLERİNDE YARDIMCI
FOTOĞRAFI TADDILAR

Kategoriler

Arkadaşlar

antigone1
polyanna
habipaltiok
guneryener
oturanadam
sahildekibank
bizimada
gulerresim
1sonsuz3
sanategitimi
meleklerimizvebiz
gezenti
mehmet iren
İ.Gazi Özbey
s felsefeci
aylinindunyasi
ziranbula
satiyorumsaaattim
GÜVEN AKBULUT
kalliste
tulipanigratulipanigra
kenanyucel
pigafetta
okulderslerim
umutkuslari
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:3
| Sonraki Sayfa

Sitetistik